Lance Armstrong’un Büyük Yalanı: The Program (Son Efsane)

The Program

The Program’ı Filmekimi film festivali sayesinde Beyoğlu’ndaki bir sinemada izlemiştim. Şu sıralar bazı sinemalarda gösterimde olduğunu görünce film hakkında genel bir değerlendirme yapmak istedim. En sevdiğim spor dalıyla alakalı en önemli yapımlardan birinin blogumda yer almaması kabul edilebilir bir şey değil sonuçta!

The Program

Film, Lance Armstrong ‘un bisiklet kariyerine eğiliyor ve bütün çıplaklığıyla gerçekleri sinemaya yansıtıyor. Aslında bu gerçekler, bisikletle alakası olmayanların da bildiği gerçekler. Testis kanserini yenmesinin ardından bisiklete geri dönüp, performans arttırıcı maddeler kullanarak 7 sene üst üste Fransa Bisiklet Turu‘nu kazanması gibi. Ve bunu ne kadar organize ve mafyavari şekilde yaptığı gibi. Film ise bisiklet izleyicisi olmayan kesimin de izleyebilmesi için bu gerçekleri biraz daha senaryolaştırıp herkese hitap edecek şekilde sunuluyor bizlere.

The Program’a malesef mükemmel olmuş diyemeyeceğim. En büyük sorunu sahneler arasında kopukluklar olması. Geçişler çok iyi yapılamamış. 10-15 senelik bir süreci 90 dakikaya sığdırmak kolay bir iş değil elbette. Yine de daha iyisi yapılabilirdi. Ben bütün olayları bildiğimden sorun yaşamadım ama bilmeyenler için havada kalacak noktalar olabilir. Bunun dışında olumsuz eleştiri yapabileceğim bir nokta göremedim. Ya da vardı ama sabırsızlıkla beklediğim ve üstüne toz kondurmak istemediğim için görmedim.

Kimler Var?

Biraz da filmin backgroundundan ve kadrosundan bahsedelim. The Program, David Walsh‘un kaleminden çıkan “Seven Deadly Sins: My Pursuit of Lance Armstrong” kitabının sinemaya uyarlanmış hali. Senaristler arasında da zaten David Walsh yer almakta. The Program’ın yönetmen koltuğunda ise Stephen Frears oturuyor. 

The Program - Ben Foster Lance Armstrong

Solda Lance Armstrong, Sağda Ben Foster

Oyuncular arasında tanıdığımız simalar da var. Ancak hepsinden önce Lance’i canlandıran Ben Foster‘a değinmem lazım. Gerçekten muazzam iş çıkarmış. Hareketleri, mimikleri, vücut diliyle Armstrong’u oynayan karakteri değil, direk kendisini izlediğinizi hissediyorsunuz. Yüz hatlarının da Lance’i andırması buna oldukça büyük katkı yapıyor tabi. Ancak bence daha da mühimi, rol için aşırı derecede kilo kaybetmesi. Sanat için her şeyi yaparım demiş Ben Foster. Ben ‘in yanında Chris O’Dowd, Guillaume Canet(The Beach‘ten hatırlayanlarınız olabilir), Lee Pace, Denis Ménochet ve Dustin Hoffman gibi isimler de bulunuyor. Ben Foster kadar olmasa da hepsi çok iyi oyunculuklar sergilemişler. Gözüme batan bir detay olmadı bu konuda.

Filmin yönetmeni Fears’la ilgili bir de güzel röportaj var. Onu da okumanızı tavsiye ederim.

David Walsh Kimdir?

İskoç kökenli olan Walsh spor gazeteciliği yapmaktadır. Lance’in kanseri yendiği sene gelip Fransa Tur‘unu kazanmasından dolayı bazı şüpheleri olmuş ve bunu da dillendirmiştir. Bunu 7 sene boyunca da yapmış ve susturulmaya çalışılmıştır. Ancak dopingle ilgili hiçbir somut kanıt olmamasından dolayı sözü dinlenmemiş, daha da kötüsü meslektaşları ve sporcular tarafından aforoz edilmiştir. İstenmeyen adam olan Walsh, uzunca bir süre boyunca basın toplantılarına dahi alınmamıştır Lance’in kurduğu baskılar yüzünden. Bir konuşmasında “Ne kadar istesem de hiçbir zaman araştırmacı-gazeteci olamadım.” dese de, altıncı hissine güvenip baskılara boyun eğmeden araştırmalarına devam etmesi sayesinde bugün gerçekleri bütün çıplaklığıyla biliyoruz(Lance hala bazılarını inkar ediyor olsa da). Yazdığı kitaplar ve yaptığı haberler sayesinde başarısını aldığı ödüllerle taçlandırmıştır.

David Walsh - Seven Deadly Sins My Pursuit of Lance Armstrong

Çeviri!!

Yine Türkçe çeviriye laf etmeden duramayacağım. The Program’ın Son Efsane olarak çevirilmesi sanıyorum sadece konuyla ilgisi olmayanları da sinemaya çekebilmek için yapılmış. Başka bir açıklama getiremiyorum. Bu filme sanki bir Rocky filmiymiş ya da ucuz  bir Hollywood aksiyon filmiymiş gibi davranmak hiç yakışmamış. Ya beni memnun etmek imkansız ya da bu filmlerin isimlerine karar verenler hakikaten filmlerden bi’ haberler!

Bisiklet Dünyasına Yakın Olmasanız Bile İzleyin

Lance’in bisiklet sporuna yaptığı katkı kuşkusuz devasadır. Sayesinde hem sporun bilinirliği arttı hem de bisiklet dünyasına sponsorlar sayesinde tonlarca para aktı. Kurduğu Livestrong Derneği sayesinde belki de onlarca insanın kanseri yenmesine yardımcı oldu. Ancak bunların hiçbiri yaptığı kabadayılıkları ve insanları aldattığı gerçeklerini değiştirmeyecek. Peki olumlu taraflar mı daha ağır basıyor olumsuz taraflar mı? Bu kararı sanırım filmi izledikten sonra vermeniz en sağlıklısı olacak.

Eğer bu skandal hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz The Armstrong Lie‘ı izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. The Program’dan daha fazla ayrıntı gösteriliyor. O günkü çalışma arkadaşlarının kendi ağızlarından gerçekleri duymak daha da çarpıcı.

Trailer

IMDB

Bir Cevap Yazın