Children of Men – Son Umut (2006)

Children of Men

Children of Men’i ilk kez ne zaman izledim tam olarak hatırlamıyorum. Film arşivimdeki dosyası Ağustos 2012’de oluşturulmuş, heralde o sıralarda olmalı. Ama kesin olan bir şey var ki o da filmi ilk izleyişimin son izleyişim olmaması. En az 3 kez izlediğim bu muhteşem filmi geçenlerde tekrar izleyince klavyeme sarılıp üstüne bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm. Alfonso Cuarón‘un yönetmen olarak olağanüstü bir iş çıkardığı Children of Men, türünün hayranları için kesinlikle izlenmesi gereken bir yapım.

Children Of Men

Takvim yaprakları 2027’yi göstermektedir ve tam 18 yıl boyunca dünyada hiç bebek doğmamıştır. Kadınların kısırlığına çözüm bulamayan insanoğlu, gelecekleri için kaygı gütmeyi bırakmış, kendini kaos ve anarşinin içinde bulmuştur. Dünya üzerindeki sistemi temsil eden bütün devletler yok olmuştur, biri dışında. Ada ülkesi olması nedeniyle buna benzer ütopik/distopik film ve kitaplar için ideal bir yer olan İngiltere, Children of Men’de de ayakta kalan son devlettir. Derme çatma olsa da bir düzenin hakim olması nedeniyle, çok sayıda mülteci İngiltere’ye akın etmektedir.

Ancak bu düzen son derece faşizan yollarla, şiddete başvurularak sağlanmaktadır. Mültecilere askerler tarafından işkence edilmekte ve hatta öldürülmektedirler. Aslında bu açıdan günümüz sorunlarına da ışık tutulmakta.

Gelelim filmin senaryosuna. Eski bir anarşist olan Theo(Clive Owen), bu işlerden elini ayağını çekip normal bir yaşam sürmektedir. Eski eşi olan Julian(Julianne Moore) ise hala aktif olarak eylemler düzenlemekte ve sisteme karşı başkaldırmaktadır. Julian’ın eski eşinden bir göçmen olan Kee(Clare-Hope Ashitey)’nin ülkeye girişi için gerekli evrakları hazırlaması için ondan yardım istemesiyle de her şey değişir. Kee’nin hamile olduğunu öğrendikten sonra Theo’nun bir tek amacı vardır: Kee’yi içinde bilmediğimiz bir proje yapılan Tomorrow adındaki gemiye ulaştırmak.

Children of Men Car Scene

Oyunculuklar kesinlikle kusursuza yakın. Zaten sahne değiştirmeden tek seferde yapılan çekimler(plan sekans) yönetmenin olduğu kadar oyuncuların da başarısını ortaya çıkarıyor. Julianne Moore’u fazla göremesek de Clive Owen film boyunca epik bir performans sergilemiş. Filmde bir hippiyi canlandıran Michael Caine‘den de bahsetmezsek olmaz. Onu da çok fazla göremiyoruz ama bu bile fazlasıyla yetiyor. Oynadığı karakter hakkında ufak bir bilgi vermek istiyorum. Cuarón, Caine’e bu rolü teklif ettikten sonra Caine, John Lennon’ı canlandırmak istediğini söylemiş yönetmene. Yaptıkları birkaç deneme çekiminden sonra Cuarón bu fikri çok beğenmiş ve karakteri bu şekilde yaratmışlar. Sons of Anarchy’den tanıdığımız ve çok sevdiğim Charlie Hunnam‘ın da ufak bir rolü var filmde.

Atmosfer ve Yönetmen

Filmin atmosferi çok karanlık ve gri. İzlerken boğuculuğu ve hatta umutsuzluğu hücrelerinize kadar hissediyorsunuz. Ancak bu boğuculuk ve umutsuzluk sadece filmin renkleriyle oynanarak sağlanmıyor. Filmi izlerken önplandaki oyunculara odaklanıyorsunuz ama bazı sahnelerde arkaplandaki insanların yaşadıkları olayları o kadar başarılı bir şekilde sanki göz kırpar gibi farkettirmeden gösteriyor ve filme o kadar güzel yediriyor ki Cuarón, başroller dışındaki insanların da acısına ortak olmuş bir şekilde buluyorsunuz kendinizi. Kameranın birkaç saniyeliğine yerde yatan insanlara odaklanması veya otobüsün içindeyken dışardaki olaylara blur bir görüntüyle de olsa tanık olmak ince ama etkileyici ayrıntılar.

Filmde beni en çok etkileyen yer, plan sekans çekimlerinin haricinde, Kee’nin bebeğini doğurduktan sonra merdivenlerden inerken bütün herkesin şok olması ve adeta zamanın o anda durması oldu. Her izleyişimde tüylerim diken diken oluyor. Her seferinde bir mucizeye tanıklık ediyormuşum gibi hissediyorum.

Göndermeler

Filmde sayısını bilemediğim kadar gönderme var. Bazılarını ben yakaladım bazılarını ise yorumları okudukça öğrendim. Picasso’nun duvar kağıdı olarak kullanılan resminden Michelangelo’nun Davut heykeline. Film hakkında araştırma yaparken farkettiğim ve çok da hoşuma giden ayrıntı ise Banksy’nin graffitisini kullanmaları oldu. Birçok insan tarafından farkedilense eminim Battersea Power Station’daki uçan domuzun Pink Floyd’un Animals albümündeki kapak resminin birebir aynısı olmasıdır. Bu domuz göndermesi bana aynı zamanda George Orwell’in Hayvan Çiftliğini de çağrıştırdı. Orada da baskıcı bir yönetim ve sınıf farklarından kaynaklanan bir ayrımcılık vardı.

Children of Men Picasso

Hazır Pink Floyd‘dan söz açılmışken müziklerin de çok iyi seçildiğini ve kullanıldığını söylemek lazım. Lennon – McCartney ikilisinden Mick Jagger’a birçok ünlü müzisyenin şarkıları kullanılmış. Ancak nedenini bilmemekle beraber Children of Men filmini ben Massive Attack’ın A Prayer for England şarkısıyla çok özdeşleştiriyorum. Şarkıyı duyunca film, filmi görünce şarkı direk olarak aklıma geliyor ve ikisini birbirinden bağımsız olarak düşünemiyorum. Bu ikiliyi tıpkı benim gibi özdeşleştirenler de olacak ki bir youtube kullanıcısı şöyle bir müzik-videosu hazırlamış. Ara ara açar izlerim/dinlerim.

Children of Men Pink Floyd Animals

Son Söz

Elimden geldiğince hoşuma giden detayları ve film hakkındaki görüşlerimi aktarmaya çalıştım. Eminim anlatmak istediğim ama unuttuğum veya hiç farketmediğim detaylar vardır bu enfes filmle ilgili. Ama sorun yok, Children of Men’i ilerleyen yıllarda defalarca açıp tekrar izleyeceğim için kaçırdığım kısımlar pek de önem taşımıyor şu an için. Yine methiyeler dizip beklenti yükseltiyorum ama elimde değilim, muazzam bir film…

Children of Men

Trailer

IMDB

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.