Balkanların Göz Bebeği Belgrad Gezi Rehberi

Belgrad
Belgrad

Haziran ayı gibi tatil için ne yapıp ne etsem diye düşünürken “Neden yurtdışına çıkmıyorum ki?” sorusunu kendime sormamla Belgrad’a seyahatimin ilk adımını attım. Önceliğim vizesiz gidebileceğim ülkelerdi. Açıkçası Schengen’le falan uğraşıp bi’ ton para dökmek istemiyordum. Vizesiz gidilebilen ülkeler arasında en akla yatkın olanları da Balkan ülkeleri olduğundan dolayı araştırmamı bu yönde yaptım. Bloglar arası yaptığım seyahatler sonucu hem turistik açıdan daha popüler hem de diğer Balkan şehirlerine göre daha gelişmiş olan Belgrad’ı tercih ettim. Şansıma o sıralarda da Pegasus’un kampanyası vardı ve sudan ucuz diyebileceğim bir fiyata gidiş-dönüş bileti kaptım. Ayrıca yazımın sonuna toplamda ne kadar para harcadığımı da ekleyeceğim.

Belgrad Pasaport Kontrolü

Yazıma başlamadan önce merak edenler için Belgrad’da pasaport kontrolü nasıl oluyor ona biraz değineyim. Sırbistan’ın Türkiye’den vize istememesi elimizi kolumuzu sallayarak ülkeye giriş yapabileceğimiz anlamını malesef taşımıyor. Daha uçaktan iner inmez yaklaşık dört beş kişilik bir sınır polis ekibi insanları sıraya sokuyor pasaportlara ve tiplere bakmak için. Bunu hiç acele etmeden ve oldukça yavaş şekilde yapıyorlar. Sıra size geldiğinde pasaportunuzu görevliye veriyorsunuz ve görevli pasaportun inciğine cinciğine kadar bakıyor, aynı anda da size niye geldiniz, ne kadar kalıcaksınız, dönüş ne zaman gibi tipik sorular soruyor. Burada en şanslı olan yolcular, pasaportlarında Schengen/ABD/İngiltere gibi gelişmiş ülkelerin vizesini taşıyanlar oluyor. Görevliler vizelere merceklerle yakından bakıp sorun olmadığını anladıktan sonra geçmenize izin veriyorlar.

Eğer pasaportu ilk alışınız ise ve içinde hiçbir vize yoksa size vebalı muamelesi yapıp bir kenara alıyorlar(bunu vizesiz herkese mi yapıyolar emin değilim, ama benim uçuşumda en az 40 kişi kenara çekilmişti). Bu kenara alınanlar ise bir odaya götürülüyor. Bundan sonra ne oluyor, daha fazla neyi kontrol ediyorlar malesef bilmiyorum. Peki geri gönderilen gördüm mü? Evet, İstanbul’a dönüş uçağımda bir kişiyi geri göndermişlerdi. Argo için bağışlayın ama geri gönderilen adamda gerçekten at hırsızı tipi vardı. Ek olarak, işinizi garantiye almak açısından dönüş bileti ve otel rezervasyon çıktınızı yanınızda taşmanızı öneririm. Benden istemediler ama hazırlıklı olmak gerek.

Belgrad Kent Merkezi – Nikola Tesla Havalimanı Arası Ulaşım

Havalimanından Belgrad’a gidebilmek için üç alternatif bulunmakta. Bunların ikisi toplu taşımayken biri tahmin edebileceğiniz taksi tutmak. Detaylıca anlatacağım ama siz yine de pasaport kontrolünü geçtikten sonra bagaj alım kısmında bulunan Tourist Info‘ya uğrayarak en güncel bilgileri alırsanız daha sağlıklı olur. Buradan şehir haritasını almayı da unutmayın.

72 Numaralı Otobüs

Havalimanından şehre ulaşmak için en ucuz yöntem bu otobüsü kullanmak olacaktır. Eğer bileti kiosklardan alırsanız 89 Dinar, otobüs şoföründen alırsanız 150 Dinar gibi bir ücret ödemeniz gerekiyor. Eğer zamandan yana sıkıntınız yoksa ve otobüsün her durakta durması sizin için problem değilse tercih edilebilir bir seçenek. Yalnız otobüslerin pek rahat olduklarını söyleyemeyeceğim. Otobüsün zaman çizelgesine buradan ulaşabilirsiniz.

A1 Minibüsü

Fiyat/performans olarak en ideal seçenek A1’i kullanmak olacaktır. Yoğun saatlerde 20 dakikada bir kalkan bu minibüste, şoföre 300 Dinar ödedikten sonra yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğun ardından şehir merkezine ulaşıyorsunuz. Son durakla beraber sadece üç durakta duran bu minibüsten otel veya hostelinizin konumuna göre ikinci veya son durakta inmeniz en mantıklısı olacaktır. Genellikle çoğu hostel Knez Mihailova ve çevresinde olduğundan ikinci durakta inmek yürüyeceğiniz yolu da kısaltacaktır. Benim gibi ne yapacağınızı bilemeyip son durakta inerseniz yolunuzu 20 dakika kadar uzatmış olursunuz. Zararı yok, şehri de gezmiş olurum diyenler için birebir tabi. Bu arada ikinci durak, tren ve otobüs garının çevresinde bulunmakta onu da not düşeyim. A1’in zaman çizelgesine de buradan ulaşabilirsiniz.

Taksi

Bir backpacker’ın her zaman en son seçenek olarak gördüğü(kimilerinin hiç görmediği) taksiler ise bir diğer alternatif. Seyahatim boyunca hiç kullanmadığım için taksiler hakkında yorum yapmam doğru olmaz. Ancak yabancı sitelerde rastladığım bir bilgiyi aktarmak istiyorum. Bagaj alım kısmında bulunan Taxi Info Desk’e uğrayıp buradaki çalışanlara gideceğiniz adresi söylediğinizde önceden belirlenmiş fiyatlar üzerinden size bir fiş veriliyor. Burada aynı zamanda ödemeyi de yapıyorsunuz. Daha sonra dışarı çıkıp bir taksi tuttuğunuzda şoföre bu fişi verip gideceğiniz yere kadar kazıklanmadan gitmiş oluyorsunuz. Tek gezenler için en mantıklı seçenek kendileri gibi backpacker’ları bulup taksi ücretinipaylaşmak olacaktır.

Belgrad’da Neler Yapılır? Gezilecek Yerler Nerelerdir?

Açıkça söylemek gerekirse eğer zamanınızı doğru kullanırsanız Belgrad’a 3 gün fazlasıyla yeterli. Ama şehrin tadına doya doya varmak istiyorsanız 4 veya 5 gün ideal. Bundan fazlası bünyeden bünyeye göre değişse de bıkkınlık yaratabilir. Şahsen ben 5. günün sonunda yapılabilecek her şeyi yapmış olmanın mutluluğu ve alışmaya başladığım bir yere veda etmenin burukluğu ile uçağa bindim. Benim için tam tadındaydı anlayacağınız. Gelelim tarihi savaşlarla dolu, Yugoslavya’nın başkenti olan bu güzel şehirde neler yapılabileceğine.

Cumhuriyet Meydanı – Knez Mihailova – Kalemegdan Muhteşem Üçlüsü

Şehrin kalbi bu üç noktada atıyor dersem yerinde bir cümle kurmuş olurum. Hem tarihi hem turistik hem de eğlence anlamında bu üç yer, Belgrad için çok büyük önem taşıyor. Ve bir yapbozun parçaları gibi birbirine bitişik olarak bulunmaktalar.

Knez Mihailova

Belgrad’ın Taksim’i olarak nitelendirebileceğimiz Knez Mihailova Caddesi, Cumhuriyet Meydanı’yla Kalemegdan’ı birbirine bağlayan, üstünde mağazaların, pub ve barların, kahve dükkanlarının bulunduğu yaklaşık 1 km uzunluğunda trafiğe kapalı bir yürüyüş yoludur. Bu açıdan Taksim’e hem nitelik hem nicelik olarak gerçekten fazlasıyla benzemekte. Turistlerin ve Sırpların yollarını arşınladığı bu caddeye açılan sokaklarda aynı zamanda birbirinden güzel parklar ve turistlerin konaklaması için hosteller de bulunmakta. Yine bu sokaklarda sabah kahvaltınızı pekara olarak adlandırılan ve müthiş hamur işi ürünler çıkaran fırın/pastanelerde yapabilir, öğle ve akşam yemeklerinizi birbirinden güzel et pişiren restoranlarda yerel bira markaları Jelen‘in eşliğinde yiyebilirsiniz.

Knez Mihailova
Knez Mihailova

Cumhuriyet Meydanı(Trg Republike)

Cumhuriyet Meydanı(Trg Republike) ise Knez Mihailova’nın bir ucunda bulunan ve bütün Sırpların buluşma noktası olan(tıpkı Taksim Meydanı gibi) bir yer. Buranın pek bir esprisi olmamakla beraber meydanda Ulusal Müze, Ulusal Tiyatro ve Belgrad’ı Osmanlı’dan aldıktan bir sene sonra suikasta uğrayan Prens Mihailo’nun at üstünde bir heykeli bulunmakta. Burada araya girip ücretsiz katıldığım turun rehberinden edindiğim ufak bir bilgiyi sizle paylaşmak istiyorum. Eğer atın ayaklarının dördü birden yere basıyorsa atın üstündeki kişi doğal yollardan öldüğü, eğer Mihailo heykelindeki gibi tek ayağı havadaysa suikasta uğradığı anlamını taşıyormuş. Duyduğumda çok şaşırmıştım, burada not olarak kalsın. Ayrıca burada eskiden İstanbul Kapısı olarak adlandırılan ve İstanbul’a giden sur şeklinde bir de geçit varmış. Sırplar bağımsızlıklarını kazandıklarında burayı yıkıp heykeli dikmişler.

Cumhuriyet Meydanı
Cumhuriyet Meydanı

Kalemegdan

Turistlerin en önemli ziyaret noktalarından biri de Kalemegdan Kalesi. Hem gündüz hem de gece Tuna ve Sava Nehirleri’nin eşliğinde muhteşem bir manzara sunan bu kalenin geçmişi Roma İmparatorluğu’na kadar dayanıyor ama tarihi detaylara girip sizi boğmak istemiyorum. Ama rehberden duyduğumda çok etkilendiğim bir şeye değinmek istiyorum. Eğer olur da bu kaleyi ziyaret etme şansı bulursanız kalenin iki tane farklı renklerde surlardan oluştuğunu göreceksiniz. İşte bu surlardan içte bulunanı ve kiremit renginde olanı Romalılar tarafından, dış tarafta bulunan ve beyaz taşlardan yapılmış olanı ise Osmanlılar tarafından yapılmış. Tarihin bu kadar içiçe geçmesi gerçekten muazzam bir olay.

Kalemegdan Manzarası
Gündüz Gözüyle Kalemegdan Manzarası

Bunların yanı sıra Kalemegdan’ın uç kısmında Balkan Savaşları’ndan sonra yapılan Victor heykeli de turistler için başka bir cazibe merkezi.Bir de Kalemegdan’ın içinde çok büyük bir park bulunmakta. Rüzgar hafif hafif eserken Tuna ve Sava’nın eşliğinde bu parkın içinde yürümek çok büyük bir zevk. Tekrar vurgulamak istiyorum. Kalemegdan’ın gündüz gözüyle çok güzel olan manzarası, gece yanınıza aldığınız birkaç bira veya bir şişe şarapla sizi bitmek bilmeyen sohbetlere ve derin ama anlamlı sessizliklere boğacaktır. Lütfen deneyiniz.

Kalemegdan Gece
Gece Kalemegdan

St. Sava Katedrali

Yukarıdaki üç yeri de kapsayacak şekilde rehberle yaptığımız üç saatlik turun ardından saatler 13’ü gösteriyordu ve ben acıkmıştım. Ayaküstü yediğim iki dilim pizzadan sonra(pizzaları çok başarılı) rotamı St. Sava Katedrali’ni ziyaret etmek üzere güneye yönelttim ve düştüm yollara. Cumhuriyet Meydanı’ndan yaklaşık 3040 dakika süren bir yürüme maratonunun ardından katedrale ulaştım. “Wow! Çok etkilendim” demeyi çok isterdim. Evet dışardan bakınca oldukça güzel ve ihtişamlı duruyor, bir albenisi var. Ancak benim ziyaret ettiğim dönemde içerisinde tadilat vardı ve tek kelimeyle bomboştu. Malesef hayal kırıklığı yarattı.

St. Sava Katedrali
St. Sava Katedrali

Yugoslav Tarihi Müzesi

St. Sava’dan çıktıktan sonra biraz yakın tarihe ışık tutmak, biraz da Tito‘nun mezarını ziyaret etmek adına Yugoslav Tarihi Müzesi’ne gitmeye karar verdim. Google Maps’ten baktığımda çok da uzak gözükmeyen bu müzeye yürüyerek gitme kararı alıp yine kendimi vurdum yollara. Hesaba katmadığım şey ise tırmanmak zorunda olduğum yokuşlardı. Oldukça yorucu ve uzun bir yoldu yürümek için ama şimdi dönüp bakınca iyi ki yürümüşüm diyorum. Çünkü yürürken turistlerin uğramadığı noktalardan geçiyor ve biraz da yerel halkın içine karışıyorsunuz. Bir de Partizan’ın stadını görme fırsatı buldum ki otobüse binsem göremeyecektim.

Yugoslav Tarihi Müzesi
Yugoslav Tarihi Müzesi

Her neyse, bu müze üç kısımdan oluşuyor: 25 Mayıs Müzesi, House of Flowers(Çiçekler Evi) ve Eski Müze. Bir de park var ki akıllara durgunluk verecek güzellikte. Bu üç müzenin en önemlisi ve Tito’nun eşinin ve kendisinin mezarı bulunan House of Flowers. Küçük ama sevimli, duvarlarında Tito’nun hayatına dair anektodlarla dolu olan bir yer. Eski müzede ise Yugoslav tarihiyle ilişkilendirilebilecek silahlardan kitaplara birçek tarihi eşya bulunmakta. En çok vakti burada harcadım çünkü çok ilgi çekici şeyler vardı. 25 Mayıs Müzesi ise gelmişken göreyim bari diyeceğiniz bir yer. O yüzden hazır gitmişken, bi’ gezip görün, o kadar.

Bombalanmış Binalar

Yugoslav Tarihi Müzesi’nden dönüş yolumda ise NATO‘nun bombaladığı ve Sırplar tarafından yıkılmayıp, o günlerin anılarını taze tutmak için hatıra olarak bırakılmış binaları gördüm. Zamanında bakanlık veya benzeri devlet dairesi olan bu binalar NATO tarafından stratejik önemi olduğu gerekçesi ve göz korkutmak amacıyla bombalanmış. Benim ziyaret ettiğim dönemde bu binaların birkaçı alışveriş merkezi yapılmak üzere yıkılıp yeniden yapılacaktı. AVM’yi bilemem ama en azından bu binaların yıkılması doğru bir karar olmuş.

Belgrad Bombalanmış Binalar
Bombalanmış Binalar

Skadarlija

Skadarlija’yı aslında katıldığım ücretsiz turla gezdim. Ancak Belgrad’ın bu kısmını yazımın son kısımlarına saklamamın nedeni, umduğumu bulamamış olmamdan dolayı. Gitmeden önce okuduğum bütün yazılarda buranın çok güzel ve kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir yer olduğu yönünde şeyler yazıyordu. Haliyle beklentiler bir hayli yükseldi ve bunun doğal sonucu olarak yarattığı hüsran da bir o kadar büyük oldu. Skadarlija denen yer uzunluk olarak çok kısa, arnavut kaldırım taşlarla döşeli ve 20. yy’ın başlarında bohem hayatın merkezi olan bir sokak.

Şimdiyse yerel yemeklerin yapıldığı restoranlara ev sahipliği yapıyor. Fazla abartılmasından ve benim yaz aylarında değil de Ekim’de ziyaret etmemden dolayı bu ufacık sokak bana yansıtılmak istenen otantik havayı yakalatamadı. Gidin ama bir şey beklemeyin. En fazla bir kafe/restoranda etinizi yer, üstüne de rakija veya kahvenizi içer kalkarsınız.

Zemun

Belgrad’da en çok etkilendiğim yerlerin başında geliyor Zemun. Şehir merkezinden yürüyerek ulaşılamayacak kadar uzak. Sava Nehri’nin diğer tarafından kaldığından dolayı köprüyü geçmeniz, dolayısıyla otobüse binmeniz gerekiyor. Bu bölgeye birçok otobüs gitmekte. Eğer hostel veya otelinizdeki görevlilere sorarsanız hangi otobüsle gidileceğini size söyleyeceklerdir.

Zemun şehir merkezinin dışında olduğu için son güne bıraktım. Kısa bir otobüs yolculuğunun hemen ardından, Zemun’a gelmeden, bir casinonun önündeki otobüs durağında indim. Okuduğum kadarıyla şehrin bu yakasındaki nehir kenarında da çok güzel bir yürüyüş yolu vardı ve burada biraz vakit geçirmek için erken indim. Hafif iç titreten rüzgarın etkisiyle dallarından düşen sararmış yapraklarla beraber Tuna’nın akıntı yönüne ters bir şekilde Zemun’a doğru ağır adımlarla yürüdüm. Solumda Sovyet döneminden kalma binalar ve bahçeler, sağımda nehir kenarına yapılmış güzel restoranlarıyla spor yapmak için ideal bir yer aynı zamanda. Yürümek için bir maniniz yoksa aynısını yapmanızı öneririm.

Zemun'dan Belgrad
Zemun’dan Belgrad

Zemun’un tarihi insanlığın ilk çağlarına kadar dayanıyor. Ancak tabi ki bu döneme ait bir kalıntı yok(Müzelerde olabilir emin değilim). Ama onun yerine arnavut kaldırım taşlarla döşeli sokaklarında birkaç yüzyıl önce inşa edilmiş bina ve kiliseleri rastlamak mümkün. Burayı daha ilgi çekici kılansa Zemun’un bir köy/kasabayı andırması ve insanların hala o eski binalarda yaşaması. Yani turistik bir bölgeye gitmekten ziyade Sırplarla içiçe oluyorsunuz. O yüzden gitmenizi şiddetle tavsiye ederim.

Belgrad’la İlgili İpuçları

-Belgrad’da suyu musluktan gönül rahatlığıyla içebilirsiniz. Son derece temiz. Bu sayede harcama kalemlerinizden birisini elemiş olursunuz. Ancak ne kadar temiz olsa da tadı pek güzel değil. Kaldığım 5 gün boyunca da tadına alışamadım. “Olmaz! Ben tadı güzel su içmek isterim, şişe su alırım daha iyi” diyenlere üzülerek söylüyorum ki pet şişedeki suların tadı da musluk suyuyla birebir aynı. Pek bir manası yok anlayacağınız. Ancak Belgrad’da tanıştığım bir Türk’ün dediğine göre adı Aqua gibi bir şey olan marka(malesef hatırlayamıyorum ama şişe tasarımı oldukça orijinaldi)  tadı Türkiye’deki suya en fazla benzeyen şişe suymuş. Yalnız onun yalancısıyım, hiç denemedim.

-Ücretsiz olan şehir turlarına mutlaka katılın. 3 saate yakın sürse de şehri tanımanız ve tarihini öğrenmeniz açısından çok faydalı olacaktır. Bu turlarla ilgili ayrıntılı bilgiyi Knez Mihailova’nın hemen girişinde bulunan Tourist Info’dan alabilirsiniz.

-Otomobiller Avrupa‘da olduğu gibi yayalara sıklıkla yol veriyor.

-Özellikle gençler hunharca yere tükürüyor. Çok garibime gitti.

-Kapalı alanlarda sigara içilebiliyor. Buna şehirler arası trenler de dahil!

Belgrad’da şehiriçi ulaşım nasıl sağlanıyor?

-Sosyalist sistemden kalan en güzel özelliklerden biri de otobüslerin ücretsiz olması. Aslında yasal olarak ücretsiz değil ama hiçbir Sırp otobüse para vermiyor. Toplam 4 kez otobüs kullandım ve hiç para vermedim. Ancak siz de benim gibi işi garantiye almak için otobüse bindiğinizde şoförün yanına gidip bilet ne kadar diye sorun. Sorunuza hayır yanıtını verdiğinde sorumluluk omuzlarından kalkıyor. Eğer sonradan bilet kontrolü yapmak için biri otobüse binerse durumu izah edip bu işten rahatlıkla sıyrılabilirsiniz. En azından tur rehberine bu soruyu sorduğumda bana böyle yap demişti. Ya da bir diğer alternatif yöntemle dil bilmeyen turisti oynayıp hiçbir şey anlamıyormuş gibi davranabilirsiniz.

-Otobüsün yanı sıra şehirde tramvay ve troleybüsler de bulunmakta. İkisine de hiç binmedim. Ama kanlı canlı troleybüs görmek bayağı ilginç bir tecrübe oldu 🙂

-Eğer yürümekle ilgili sorununuz yoksa her yere yürüyerek gidin(nehrin karşı tarafıyla yugoslav müzesi hariç). Şehri tanımanın en kolay yolunun yürümekten geçtiğine inanırım. Bu Belgrad için de geçerli. Yürürken hep “Aa! Bu ne güzel binaymış/parkmış bi’ fotoğrafını çekivereyim” diyeceksiniz.

Peki ya para?

-Eğer Yapı Kredi Bankası’nda TL hesabınız varsa hiçbir işlem ücreti ödemeden Sırbistan’daki UniCredit banka ve atm’lerinden Dinar olarak paranızı çekebilirsiniz(kur farkından sizi ne kadar zarara uğratıyor onu bilemiyorum). Ben gittiğimde malesef böyle bir şey olduğundan haberim yoktu.

-Aynı durum Halkbank için de geçerli. Benim gibi siz de şaşıracaksınız ama Belgrad’da Halkbank’ın şubeleri bulunmakta(hatta havalimanından çıkarken kocaman bir Halkbank reklamı sizi selamlıyor). Eğer hesabınız varsa Halkbank şubelerinden hiçbir ekstra ücret ödemeden paranızı Dinar cinsinden çekebilirsiniz. Ancak şube sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. O yüzden tedbirli olmakta fayda var.

-Exchange Office’lerin kur seviyeleri hemen hemen aynı(havalimanı dışında tabi). Didik didik en iyisi neresi diye şehri boydan boya turlamanın pek bi’ alemi yok.

-Nikola Tesla Havalimanı’nda bulunan Duty Free’deki alkol fiyatları genellikle Türkiye’ye göre daha ucuz oluyor. Parfümde ise fiyatlar Türkiye lehine. Diğer ürünlerde durum nasıl dikkat etmedim açıkçası.

Belgrad’da Ne Yenir?

-Bu sorunun cevabı çok ama çok net bir şekilde ET olur. Her restoranda hem çok ucuz hem de çok leziz et ürünleri bulunmakta. Ördek ve geyik etlerini hayatımda ilk kez Belgrad’da yedim, ucuz oluşu sebebiyle. Şu şu restoranlara gidin diyemeyeceğim çünkü tecrübe ettiğim kadarıyla birbirlerinden pek bir farkı yok. Ben yemek yiyeceğim yerlere Tripadvisor’dan bakıp karar vererek gittim, tavsiyem siz de aynısını yapın.

-Belgrad’da ne yenir sorusunun ikinci cevabı Pekara olarak anılan ve bizdeki pastane kültürüne çok yakın olan dükkanlar. Kahvaltı etmek için ilk adresiniz bu Pekaralar olmalı. Çünkü bu yerlerde birbirinden güzel hamur ürünleri ve sandviçler yapılmakta. Benim favorim içinde erimiş beyaz çikolata bulunan ince börek gibi bir şeydi. Şimdi düşününce bile ağzım sulanıyor tadı muhteşemdi. Cumhuriyet Meydanıyla Knez Mihailova’nın kesiştiği yerde bulunan Belgrad Kültür Merkezi’nin caddeye bakan tarafındaki dükkanlarından biri olan Toma, Belgrad’ın en çok tanınan Pekarası. Ancak kahvaltı için benim favorim Хлеб&Кифле, yani latince Hleb&Kifle. Çok güzel ürünleri var tavsiye ederim.

-Yine birçok Pekarada dilim pizza da bulunmakta. Sırplar pizza konusunda da uzmanlaşmış ve günün her saati yiyebileceğiniz çeşit çeşit pizzalar yenmek için sizleri bekliyor olacak.

Belgrad Gece Hayatı

Sonbahar olmasından dolayı çok övülen nehir kıyısındaki disko/barlar kapalıydı, gidemedim. Onun yerine Knez Mihailova’da bulunan pub ve barlara uğradım. Sanırım haftaiçi olmasından dolayı buralar da boştu. Yani beklediğim hareketi malesef bulamadım. Ancak yaz aylarında buraların kıpır kıpır olduğuna eminim.

Vizesiz Sırbistan

Balkan ülkelerinin hem ucuz hem de vizesiz olması, benim gibi düşünen yüzlerce Türk’ün bu bölgeye akın etmesine neden oluyor. Ben 5 günlük gezimden oldukça memnun kaldım. Bu 5 günün birinde de Novi Sad‘a gittim. Kaldığım süre içerisinde aşırı da bir para harcamadım. Yolculuğun bana toplam maliyeti, her şey dahil(havalimanından alınan içkiler de dahil) 950-1000 TL oldu. Eğer ucuz bilet yakalarsanız, haftasonu kaçamağı için bile gelinebilecek çok güzel bir şehir Belgrad.

Bir Cevap Yazın