Walter Isaacson – Steve Jobs

Biyografilerle aram iyi dersem yalan olur. Steve Jobs’ın biyografisine kadar sadece bir tane biyografi okumuştum. O da Martı Yayınları‘ndan çıkan ve Rafael Nadal‘ın 2008 Wimbledon şampiyonluğunun izinden giderek hayatının ve ailesinin anlatıldığı kitaptı. Başka birinin(özellikle de yakından takip ettiğim birinin) hayat hikayesini okumak beni bayağı heyecanlandırmıştı. O heyecanla da kendime daha fazla biyografi okumalıyım diye telkinde bulunmuştum.

Ancak üzerinden geçen 2 küsur senede bu telkinimi gerçekleştirmeye yönelik hiçbir şey yapmadım. Peki Steve Jobs’ın biyografisini nasıl oldu da okudum? Kindle‘a atmak için kitap ararken Isaacson‘ın biyografi kitapları gözüme ilişti ve Serdar Kuzuloğlu‘nun özetle “yılların getirdiği bilgi ve birikimle bilimde/iş dünyasında çok başarılı olmuş insanların biyografi kitaplarını okuyup hayatlarının anlatıldığı kitaplardan faydalanmak varken neden yapmazlar anlamıyorum” dediği bir tweet’i(konuşması da olabilir emin değilim) geldi aklıma. Gerçekten neden faydalanmıyordum?Hem de en çok ihtiyaç duyduğum bir dönemde. Bu soruyu yanıtsız bıraktığımı fark edince Zweig’ın Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu‘nu bitirdikten hemen sonra başladım Jobs’ın hayat serüvenini okumaya.

McKenna broşürün tepesine genellikle Leonardo Da Vinci’ye atfedilen ve ileride Steve Jobs’ın tasarım felsefesinin temel ilkesi olacak bir özdeyiş koydu: “Sadelik sofistikeliğin doruğudur.”

Walter Isaacson - Steve Jobs

Jobs Apple Computer adını önerdi. “Meyve diyetlerimden birindeydim,” diye açıkladı. “Elma çiftliğinden yeni dönmüştüm. Rahatsız edici olmayan, eğlenceli, canlı bir isim gibi geldi. Apple (elma) sözcüğü, computer (bilgisayar) sözcüğünü yumuşatıyordu. Hem böylece telefon rehberinde Atari’den önde olacaktık.”

Sanatla Teknolojiyi Buluşturan Adam: Steve Jobs

Steve Jobs’u nasıl hatırlıyoruz? Apple‘ın o şölen havasında geçen ürün tanıtım sunumlarındaki gözleri parıldayan, mutluluğu ve heyecanı yüzünden okunan, izleyiciye de aynı heyecanı tattıran bir adam cevabını versem sanırım kimse karşı çıkmaz. Bu açıdan bakınca her şey toz pembe gözüküyor gerçekten. Fakat tabi ki işler bu kadar beyaz değil. Hayatın kendisi gibi Steve Jobs’ın da gri(bazen siyaha kaçan) yönleri var. Bu biyografi kitabıyla Jobs’ın yaşamı, kişiliği ve insan ilişkileri bütün çıplaklığıyla sergileniyor.

“Toplantılarda ‘Hiçbir şeyi beceremiyorsun göt,’ diye bağırıyordu,” diye anımsıyor Debi Coleman. “Neredeyse saat başı. Yine de onunla çalıştığım için kendimi dünyanın en şanslı insanı sayıyorum kesinlikle.”

İnsan ilişkileri demişken oradan devam edelim. Yukarıdaki alıntı, Jobs’ın iş(ve aşk) hayatındaki zorbalıklarından ufak bir kesit sadece. Şu zamanda bu tarz davranışlarda bulunsaydı muhtemelen mobbing‘den hakkında dava açılırdı. Ancak o günlerde insanlar hem Jobs’a muhtaç olduklarından hem de müthiş bir zekaya ve çekiciliğe sahip olduğundan dolayı bu zorbalıklarına göz yumuyorlardı.

“İnsanları kendine tamamen inandırabilmek gibi bir yeteneği var,” dedi Pixar stüdyosunda uzun zamandır teknolojist olarak görev yapan Oren Jacob.

Walter Isaacson - Steve Jobs

Hem Debi Coleman hem de Oren Jacob gibi daha onlarca kişiyle yapılan röportajlarda Steve Jobs’ın insanlara çok kötü davrandıklarından bahsedilmiş. Ama yine aynı kişiler Jobs’la çalışmaktan onur duyduklarının ve Jobs’ı öyle kabullendiklerinin de altını çizmişler. Direk olarak kişinin kendisine hakaretler yağdıran bir insana hala saygı duyuyor ve onu sevebiliyor olmaları beni çok şaşırttı. Öyle sanıyorum ki Jobs’ın doğuştan gelen bir çekim gücü varmış ve bundan hiçbir insanın kaçışı olmamış.

Bir Stanford sınıfını ziyarete gittiğinde Wilkes Bashford blazerini çıkardı ve bir masanın üstüne çıkıp bağdaş kurdu. Öğrenciler Apple hisselerinin fiyatının ne zaman yükseleceği gibi sorular sordular, ama Jobs bunları yanıtlamadı. Gelecekteki ürünlere duyduğu tutkudan, örneğin günün birince kitap boyutunda bir bilgisayar üretmekten bahsetti.

İnsani yönlerini bir kenara bırakırsak bu kitap bize Steve Jobs’ın nasıl bir vizyoner ve dahi bir insan olduğunu çok daha net bir şekilde gösteriyor. Yukarıdaki alıntı bunu kanıtlar nitelikte olan onlarca örnekten biri. Alıntıda belirtmemişim ama bu ziyaret 1980‘lerin ortasında gerçekleşiyor. Yani daha o zamanlardan aklında tablet yapma fikri ve hayali varmış. Çoğu hayali gibi bunu da gerçekleştirdi.

Steve Jobs – Apple – Para Üçgeni

Hedefim, bünyesindeki insanları muhteşem ürünler üretmeye teşvik eden, kalıcı bir şirket inşa etmekti. Diğer her şey ikinci plandaydı. Kar etmek elbette çok güzeldi, çünkü muhteşem ürünler üretmeyi mümkün kılan buydu. Ama hedef kar değil, ürünlerdi.

Jobs’ın en sevdiğim yanlarından biri işine inanılmaz bir tutku ve bağlılıkla sımsıkı sarılması oldu. Hiçbir işini para odaklı yapmamış. Para odaklı yapılan işlerin ne kadar kalburüstü ve vasat olduklarının da her zaman farkında olmuş. Müşterisinin çok değerli olduğunun farkında olup, onlara mükemmel bir deneyim yaşatmak için her zaman en pratik ve en iyi olanı yapmaya çalışmış. Kıymeti var mı bilmem ama benim gerçekten takdirimi kazandı. İnanılmaz bir hırs.

Walter Isaacson Steve Jobs kitap

İnsanlar ne istediklerini, ancak onlara gösterdiğin zaman bilirler.

Steve Jobs’ın işini para odaklı yapmaması bol sıfırlı banka hesapları olmadığı anlamına gelmiyor tabi ki. Sıklıkla giydirdiği, lafını hiç esirgemediği ve servetinin çok büyük bir kısmını zamana yayarak bağışlamayı planlayan Microsoft‘un kurucusu Bill Gates‘in aksine, para harcamayı çok seven ve hatta israfa kaçan bir yanı da bulunmakta. Şüphesiz kazanmasını bildiğin gibi harcamasını da bileceksin. Yoksa kazanmanın ne anlamı var.

“Bill temelde hayal gücü kıt biri, ayrıca hiçbir şey icat etmedi ve bence bu yüzden artık teknolojiden çok hayır işleriyle uğraşmayı seviyor,”

Son Söz

Okuması biraz uzun sürdü ama gerçekten muhteşem bir hayat hikayesi. Zorbalıklarına ve bencilliklerine rağmen Jobs’ın son derece vizyoner ve zeki bir adam olduğunu, teknolojiye nasıl yön verdiğini çok daha iyi anlıyorsunuz. Zaten Jobs’ın biyografisini yazdırmak istemesinin asıl sebebi de neler yaptığını göstermek. Fakat bunu başka insanlara gösteriş yapmak için değil, çocuklarının kendisini daha iyi tanıması ve onlara neden zaman ayıramadığını anlamaları için yapmış. Kendisi öldükten sonra onu tanıyan tanımayan herkesin bir şeyler yazacağını bildiğinden çocuklarının babaları hakkında yanlış düşüncelere kapılmalarını istememiş.

Buraya kadar sabırla okuyanlar için de ufak bir haber bırakayım. Jobs’ın Apple’ı kurmadan 3 sene önce(1973) Reed Üniversitesi’ne yaptığı iş başvuru kağıdı açık arttırmaya çıkarılacakmış. Sorulara verdiği kısa ve yalın cevaplar aslında Steve Jobs’ın karakterini tanımlar nitelikte.

Ayrıca kitabı okuyanlar için değil de okumayanlar için Danny Boyle‘ın çektiği ve Fassbender‘ın oynadığı Steve Jobs filmini önereceğim. Çünkü okuyanlar o kadar çok detay biliyor olacak ki hikayedeki boşluklardan rahatsızlık duyacak. Benim duyduğum gibi. İzleyin, izlemeyin demiyorum. Fassbender’a zaten ezelden beri hayranım. Keza Danny Boyle’a da. Film olarak çok iyi, lafın yok. Ama siz yine de beklentiyi düşük tutun. Fazla bilmek her zaman iyi değildir.

Bu arada Steve Jobs’ın Stanford’daki mezuniyet konuşmasını da izlemenizi şiddetle tavsiye edeceğim. İhtiyaç duyanlar için çok güzel tavsiyeler var. Güzel bir yol gösterici olacağına inanıyorum. Nurlar içinde yatsın…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.