Thomas More – Utopia

Ütopik/distopik kitapları okumayı, dizi/filmleri izlemeyi çok severim. Defalarca izlediğim  Children of Men filmini distopya örneği olarak vermek de yanlış olmaz sanırım. Bu tür bende alternatif dünyalarda gezintiye çıkmışım, diğer olasılıklara bir göz atıyormuşum hissiyatı uyandırır. Utopia da bu bahsettiğim göz atmalardan biri oldu. Kısa, ama anlatmak istediğini kusursuz bir biçimde anlatan bir kitap.

Kendim zengin olmaktansa, zenginlere baş olmak isterim. bir halkın acıları, iniltileri ortasında keyif sürmek krallık değil, zindan bekçiliği etmektir.

Utopia

Kitap, toplumsal sınıflar ve yaşayış biçimleri üzerine beyin fırtınası yapan üç adamın sohbetiyle başlıyor. Thomas More kitabın giriş kısmında biz okuyucuya, birkaç sayfa sonra anlatmaya başlayacağı kusursuz bir yönetim biçimine sahip olan Utopia adası için gereken zemini hazırlıyor.

Thomas More - Utopia

Utopia, günümüzde sosyalizm veya komünizm olarak adlandırabileceğimiz bir yönetim biçimine sahip, mülkiyetin olmadığı, refahın çok yüksek ama lüks tüketimin tam aksi şekilde neredeyse hiç yer bulmadığı, içinde birden çok şehir bulunduran ve bütün şehirlerin eşit gelire sahip olduğu bir ada ülkesi Utopia(Thomas More’un yaşadığı, dış dünyadan izole İngiltere’ye benzetebiliriz bu açıdan). Kadın ve erkeğin tamamen eşit olduğu, aynı işlerde çalışabildikleri, aynı aktivitelere katılabildikleri bir ada. Barışın hüküm sürdüğü, bütün dinlere saygı duyulan , bilimin ve sanatın çocukluktan itibaren insanların hayatına girdiği bir yaşayıştan bahsediyorum. Kimsenin kimseyi ezmediği, herkesin yasalar önünde eşit olduğu günümüz Türkiye’sinden çok farklı bir ülke.

Oysa mülkün tekelde ve mutlak olduğu bir devlette eşitlik kurulamaz sanırım, çünkü orada herkes türlü yollarla kazanabildiği kadar kazanmakta haklı görür kendini ve ulusun zenginliği ne kadar büyük olursa olsun, eninde sonunda başkalarının yoksulluğuna göz yumacak küçük bir azınlığın eline geçer.

Şimdiye kadar üzerinde durduğum şeyler en azından fikir olarak günümüz için çok olağan ve normal gibi gözükebilir. Ancak altını özellikle çizmem gereken bir husus var. O da kitabın yazıldığı dönem, yani 1500’lü yıllar. Hristiyanlığın ve kilisenin hüküm sürdüğü, tamamen dışa kapalı, özgürlüklerin kısıtlandığı toplumlardan bahsediyorum burada. Ve bu kapalı toplum içerisinde son derece koyu bir Hristiyan olmasına rağmen aydın ve özgürlükçü bir birey olan Thomas More’un insanı kendisine hayran bırakan zekasından

Thomas More Utopia ile öylesine dev bir adım atıyor ki, yazdığı bir kitapla gelecek yüzyıllarda yaşayacak olan yazarların, düşünürlerin ve aydınların fikirlerinin farklı bir kökten büyümesine ve dallanıp budaklanmasına yardımcı oluyor. Bir kitap yazıldı ve her şey değişti.

…mülk sahipliğini ortadan kaldırmak memleketin zenginliğini eşitçe, doğrulukla dağıtabilmenin ve insanlığı mutluluğa kavuşturmanın biricik yoludur. Mülkiyet hakkı toplumsal yapının temeli oldukça, en kalabalık ve en işe yarar sınıf yoksulluk, açlık, umutsuzluk içinde yaşayacaktır.

Son Söz

1500‘lerde yazılmış bir kitap için çağının çok ötesinde fikirler barındırıyor Utopia. Sosyalizmin hatta komünizmin nasıl uygulanabileceğine, sistemin nasıl işletebileceğine güzel bir örnek. Ancak benim karşı çıktığım, daha doğrusu inanmakta zorlandığım kısım şu; hepimiz birer insanız ve hepimizin içinde bencillik ve hırs var. Bu kiminde daha fazla kiminde daha az. Bu tip insana özgü davranışları içimizden temelli bir şekilde atamadan veyahut seyreltmeden herkesin eşit gelir dağılımı ve eşit haklar sahip olacağı fikri bana pek gerçekçi gelmiyor. Herkes daha iyi bir hayatı yaşamayı isterken, insanlar birbirine özenirken bu gibi toplumsal düzenlerin ayakta kalması için gereken ortamın oluşabilmesi kafamda soru işaretleri bırakıyor. Ya da bilemiyorum, kapitalist sistem bana böyle düşünmeyi emrediyor, başka bir yaşamın mümkün olmadığını dayatıyordur. Bunu da gözardı etmemem lazım.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.