Sylvia Plath – Sırça Fanus

Sırça Fanus’un üzerine çok yazılıp-çizilmişti. Bu yorumların çoğu da kitap hakkında övgü dolu sözler içeriyordu. Bir de tasarımlarıyla beni kendine hayran bırakan Kırmızı Kedi Yayınevi Sırça Fanus’un yayıncısı olunca, kitabı almamak için hiçbir nedenim kalmamıştı.

Esther’in Sırça Fanus’u

Sırça Fanus, çevresinden beğeni toplayan ve çok başarılı bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood’un New York’a bir dergide staj yapmak için gelmesini ve bununla beraber hayatındaki ve fikirlerindeki değişimi anlatıyor.

New York’a taşınmasıyla kendini ve çevresini daha iyi tanımaya başlayan Esther; gelecek kaygıları, hayatının belirsizliği, erkeklerle olan(ya da olamayan) ilişkileri yüzünden yaşamla olan bağlarını yavaş yavaş koparmaya başlar. Annesinin baskıları ve yine annesinin yönlendirdiği psikiyatrist ise Esther’i kaçınılmazı gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaştırır. Kısacası, hayat dolu bir başlangıçtan depresyona uzanan bir hikaye.

Ölebileceğim düşüncesi kafamda bir çiçek, bir ağaç gibi sakince biçimlendi.

Sylvia bu sözleriyle kaçınamadığı intihara giden yolun taşlarının nasıl döşendiğini birkaç kelimeyle sakince özetliyor. Kitap da bu cümle kadar sade ve yalın.

Sylvia Plath

Sylvia Plath’ın kayıp ilanı

 

 

Kitabın en üzücü taraflarından biriyse aslında yarı-otobiyografik bir roman olması. Kitapta geçen bazı olaylar Sylvia’nın başından geçen olaylarla benzerlik taşıyor. Esther gibi New York’a staja gelmesi, intihar yöntemlerinin benzerlikler taşıması, ikisinin de babasız büyümeleri benzerliklerden bildiğim bazıları. Keza karakterlerde de aynı durum söz konusu. Sadece adlarını değiştirmiş Sylvia.

 

 

 

Sırça Fanus ve Ben

Bu incelemeyi yazarken farkettim. Daha önce hiç kadın yazar okumamışım, ta ki Tezer’in Yaşamın Ucuna Yolculuk‘una kadar(gerçi onu da Sırça Fanus’tan sonra okudum).

Peki ya ana karakteri kadın olanlar ne alemde? Göz ucuyla kitaplığımı tarıyorum şimdi ve gözüme çarpanlar sadece Jose Saramago’nun Körlük’ü ve Kazuo Ishiguro’nun Beni Asla Bırakma’sı oluyor, dünyayı kadının gözünden gördüğümüz romanlar. Yazarları da farkettiğiniz gibi hemcinsim, erkek.

Bilinçli olarak yaptığım bir şey değil kesinlikle. Kadın yazarlara biraz daha ağırlık vermem lazım, büyük bir eksik kendi adıma. Daha çok bir anlatı olmasından dolayı Yaşamın Ucuna Yolculuk‘u saymazsak, Sırça Fanus’la kadın yazarları okumak adına iyi bir başlangıç yaptığımı düşünüyorum.

Bir erkeğin egemenliği altında olmanın düşüncesinden bile nefret ediyorum. Bir erkeğin dünyada hiçbir kaygısı yokken, benim başımda, beni hizada tutmak için bir sopa gibi asılı duran bebek konusu var.

Yukarıdaki alıntı ise 1950‘lerden günümüze aslında hiçbir şeyin değişmediğinin en büyük kanıtı. Kadın toplumda her zaman kendini kanıtlamak zorunda. Bir toplum ne kadar modernleşirse modernleşsin, bu öyle veya böyle Sylvia’nın dediği gibi olacak. Benim gözlemim bu yönde…

Sylvia Plath - Sırça Fanus

Sırça Fanus’u Kırabilmek

Sırça Fanus’un benim gözümde öne çıkan yanı intihara sürüklenen bir hayata nazaran feminist söylemleri ve özgürlük arzusu oldu. Sanıyorum Sylvia’nın özgürlüğü hiçbir zaman tadamıyacağını düşünmesi, içinde bulunduğu fanustan çıkamaması, intiharında büyük rol oynadı. Kendi fanusunu intihar ederek kırmayı denedi ve bunu malesef başardı. Umuyorum şimdi huzur içinde yatıyordur.

Bir Cevap Yazın