Oğuz Atay – Tutunamayanlar

Nam-ı diğer disconnected erectus. Yani Tutunamayanlar. Çok söz edildi, çok yazıldı çizildi, olumlu-olumsuz çok eleştirildi. Hiç elime dahi almamış olmama rağmen kendimi çok yakın hissettiğim bu kitabı şu ana kadar okumamış olmam için iki nedenim vardı. İlki kitabın sayfa sayısının çokluğunun yaratacağı muhtemel zaman sıkıntısı. İkincisi kitabı kavrayamama ihtimalinin verdiği korku. Hem kendimi hazır hissettiğim hem de zamanımın bol olduğum şu dönemde tam da ihtiyacım olan şeydi Tutunamayanlar. Okuyana kadar elbette bunun farkına varmadım. Ama her sayfayı çevirişim, dert ortağım Selim’e daha da yaklaştırdı beni.

Yaşamak neden gerekli soruyorum herhalde tutunamayanların bir kısmına bu acı gerçeğin farkına varma ve hayattan istifa hakkı verilmiştir itiraz ediyorum sayın başkan bu hayattan istifa ederek başka bir hayatı bir türlü yaşamak istiyorum sayın başkan

Oğuz Atay - Tutunamayanlar

Tutunamayanlar

Bu kadar derin ve anlaması zor olan bu kitap hakkında edebi anlamda ahkam kesmem mümkün değil. İstesem de yapamam zaten, fazlasıyla saçmalarım. Muhtemelen şamataya döner. Sadece kitabın bende yarattığı hisleri ve duyguları kelimelere dökmeye çalışabilirim.

Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.

Kitabı okumamla bu yazıyı yazmam arasında heralde 67 ay vardır. Sürenin bu kadar uzun olmasına rağmen kitapla ilgili her şey zihnimde hala dipdiri. Her kelimesini, her cümlesini pür dikkat, sanki ders çalışırmış gibi okumaya gayret ettim. Açıkçası ders notlarıma bile bu kadar bu kadar özen göstermemiştim. Çünkü kaçıracağım tek bir kelimenin bile kitabı eksik bırakacağının  farkındaydım. Oğuz Atay’ın en son isteyeceği şey bu olsa gerek. Okuyucunun kitabı anlayamaması.

Bir silgi gibi tükendim ben. Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben, kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.

Tutunamayanlar, Turgut Özben’in intihar eden yakın arkadaşı Selim Işık’ın ardında bıraktığı silik izleri takip ederek psikolojik olarak bu intihara nelerin sebep olduğunu keşfetmeye çalışmasını konu ediniyor. Kitap bu intiharın çevresinde şekilleniyor gibi görünse de aslında ana karakterin, yani Turgut Özben’in kendi iç yolculuğuna da tanık oluyoruz. Selim’i ve arkadaş çevresini yeniden keşfederken kendisinin bile farkında olmadığı karanlık ve aydınlık tarafları da ortaya çıkıyor.

Bu duruma nasıl geldim? Neden bana yaşamasını öğretmediler? Neden bana, bizden bu kadar, gerisini sen bulup çıkaracaksın dedikleri zaman isyan etmedim? Hayata atılmak gibi bir çılgınlığı nasıl yaptım? İnsanların dünyasına atılmayı nasıl göze aldım? Yaşamadığım bir hayatın içine nasıl atıldım?

Kendini Keşfetmek

Bahsettiğim iç yolculuk öyle derin ve gerçek ki kaçınılmaz bir şekilde kendinizden de bir şeyler buluyorsunuz. Benim Tutunamayanlar’a hayran olmamdaki en önemli nedenlerden biri de bu. Karakterleri kendimle çok özdeşleştirmem, kitapta kendimi görmem, belki de kendimi de bir tutunamayan olarak görmem… Altını çizdiğim, işaretlediğim, not aldığım o kadar çok yer var ki sanki kitap benim kalemimden çıkmış gibi hissettim. Kendimi Selimle, Turgutla, Oğuz Atayla tek bir vücutta birleşmiş halde buldum. Kitabı sanki okumadım da yaşadım. Bir romanı değil de kendi psikolojik çözümlememi okuyordum sanki.

Belki sizde aynı etkileri bırakmaz, bilemiyorum. Ama bu yazının amacı da zaten kitaptan daha çok kitabın bende uyandırdığı duyguları aktarmaktı. Kendimle yüzleşmekti.

Çıkar üstündekileri, kurtul bu düzenden. Olmaz Selim; çırıl çıplak kalırım sonra. Tutunacak bir yer bulamam sonra. Düşünceler göklere yükseliyor, fakat vücut toprağa bağlı.

Oğuz Atay

Son Söz

Tutunamayanlar’ı okuması zor, su götürmez bir gerçek bu. Anlaşılması da hiç kolay değil. Şu ufacık edebi bilgimle yakalayabildiklerimi yakaladım ben. Süzgecime takılan bu ufak kırıntılar bile ufkumu açtı, beni çok farklı bir yere götürdü. Hayatımda çok derin izler bıraktı. Aklımdan hiç çıkmayacak cümleleri kazıdı zihnime. Çok değişik duygular tattırdı okurken. Oğuzcuğum Atay, umarım yattığı yerde nurlar içinde uyuyorsundur. Sana teşekkürü bir borç bilirim. Tutunamayanlar artık başucu kitabım oldu. En zor zamanlarımda sığınabileceğim bir liman. Daha birçok kez okumak dileğiyle. Okuyun, okutturun.

 

Altını Çizdiğim Birkaç Satır..

İnsan yapısındaki çelişkiler, onun ne ölüme ne de sonsuzluğa bir türlü dayanamadığını gösteriyor. Sonsuzluk da ölüm kadar ürkütücü bir gerçektir. Sonsuzluk, yalnız Allah’ın dayanabileceği bir güçlüktür.

 

Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkan var mıdır?

 

İntihar bir akıl hastalığıdır ve ancak bir akıl hastasının körleşmiş duyularının sağladığı soğukkanlılıkla başarılabilir.

 

Bu duruma nasıl geldim? Neden bana yaşamasını öğretmediler? Neden bana, bizden bu kadar gerisini sen bulup çıkaracaksın dedikleri zaman isyan etmedim? Hayata atılmak gibi bir çılgınlığı nasıl yaptım? İnsanların dünyasına atılmayı nasıl göze aldım? Ben insan değildim ki. Yaşamadığım bir hayatın içine nasıl atıldım?Beni nasıl gürültüye getirip de bu soğuk bakışlı mimar gibi insanların karşısına çıkardılar? Onlar da bilemezdi: görünüşümle insana benziyordum. Denemelerden geçmiştim. Onları aldatmayı başardım. Sonumu kendim hazırladım. Her an ne yapacağımı söyleyemezlerdi bana. Beni aldattılar; gene de suçluyum. İnsanların en verimli olduğu çağda tükendim. Her anı ne yapmam gerektiğini düşünerek geçirdiğim için çabuk yoruldum.

 

Yatağa yatınca, o gün yapmış olduğum aptallıkların utancı içinde kıvranırken, bütün bu kusurlarımı onların da görmüş olduğunu ve onların da yatağa yattıkları zaman, benim gibi, olayları gözden geçirince benim saçmalamış olduğumu birden göreceklerini ve benden nefret edeceklerini, daha kötüsü, artık bana aldırmayacaklarını düşünüyordum.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.