Haruki Murakami – Koşmasaydım Yazamazdım

Murakami’nin daha önce Sahilde Kafka kitabını okumuş ve üzerine de bir blog yazısı yazmıştım. Koskoca yazıyı okutma diyenler için özet geçiyim, kitapla ilgili fikrim nötrdü. Kitabın hoşuma giden tarafları ama aynı ölçüde zorlayan tarafları da olmuştu. Bu yüzden bir süre Murakami okumam diye düşünüyordum ama Koşmasaydım Yazamazdım için bir istisna yapmam kaçınılmaz bir gerçekti.

Koşmasaydım Yazamazdım

Neden bir istisna? Çünkü asıl mesleği roman yazmak olan bir insanın sporla olan bağını ve sporun hayatındaki yerini onun ağzından dinlemek için. En başından en sonuna kadar koşuya olan tutkusunu, koşmakla olan ilişkisini hiçbir şeyi saklamadan, bütün duygu ve düşüncelerini ortaya dökerek anlatmış Murakami. Bisiklete binerek vücudumun sınırlarını zorlayan, acı çeken, fedakarlıklarda bulunan bir birey olarak, hissetiğim duyguların bir karşılığı veya bir benzeri var mı, başkaları tarafından da paylaşılıyor mu gibi merak ettiğim soruların yanıtını kitap bütün dürüstlüğüyle yanıtlıyor. Aradığımı fazlasıyla buldum anlayacağınız.

Yaşam sıkıntılı olduğu için o sıkıntının üstesinden gelmeyi beklenti haline getiriyoruz ve gerçekten yaşadığımızı hissediyoruz. Bir tecrübenin değeri başarı, sayılar, sıralama gibi sabit şeylerle ölçülmez; önemli olan bir eylemin içinde akışkan bir kavrayışa ulaşmaktır.

Kitabın ana odağında koşu yer alsa da Murakami’nin triatlona merak sarmasıyla işin içine bisiklet ve yüzme de giriyor. Sadece koşudan bahsedeceğini sandığım için bisikleti de görmemle kitaba olan sevgim bir kat daha arttı.

Haruki Murakami - Koşmasaydım Yazamazdım

Bir konuya da açıklık getirmek istiyorum. Sanmayın ki bisikletle koşu çok ayrı sporlar. Evet, bisiklet daha masraflı ve daha fazla detay isteyen bir spor. Ancak insani, daha doğrusu fiziksel zorlanma ve psikolojik açıdan bakıldığında bu iki sporun birbirinden gram farkı yok. İkisinde de bir noktadan sonra kendinizle savaş veriyor, başkasını değil kendinizi yenmeye çalışıyorsunuz. En zorlanılan anda bırak diye feryat eden iç sesle verilen savaşı bir tek yaşayanlar bilir. Murakami, benim amatörce anlatmaya çalıştığım bu durumu çok daha iyi anlatıyor tabi 😉

Okullarda bizim öğrendiğimiz en önemli şey, en önemli şeylerin okullarda öğrenilemeyeceği gerçeğidir.

Murakami’nin de kitabın sonlarında belirttiği gibi kitap bir deneme/hatırat karışımı. Deneme denecek kadar derin, hatırat denecek kadar da yüzeysel değil. Sporun kendisi üzerindeki psikolojik ve fizyolojik etkilerini, bazı olayların düşünme şeklini nasıl değiştirdiğini, koşu sayesinde edindiği tecrübelere dayanarak anlattığı için bu yorumda bulunuyor, ki buna ben de katılıyorum.

Yürekte açılan yaralar, bir insanın bağımsızlığı karşılığında dünyaya ödemek zorunda olduğu çok doğal bir bedel.

 

Son Söz

Koşmasaydım Yazamazdım’a başlamadan önce bu kadar akıcı ve geniş bağlamda yazılan bir kitap olmasını beklemiyordum. Sporla olan bağımın da etkisiyle kitabı çok beğendim. Murakami iyi ki koşmuş, iyi ki yazmış ve ben de iyi ki okumuşum.

Pain is inevitable. Suffering is optional.

Bir Cevap Yazın