İsmail Saymaz – Esas Duruşta Cinayet

 

İsmail Saymaz ’ı ortalama bir televizyon izleyicisi zaten biliyordur. Bilmiyorsa bile 15 Temmuz’dan sonra cemaatin yediği haltları ve yardakçısı iktidarın bu haltlara nasıl yardım ettiğini, bütün bu olaylar olmadan önce de yaptığı gibi ama bu sefer destek de görerek dile getiriyor günlerdir. Bu Rizeli gazeteciyi bize sevdiren ne peki? Sanırım konuşma stili, bilgiyi aktarırken özenle kurduğu cümleler, diğer konuşmacılara olan saygısı, halkın içinden geldiğini hissettirmesi ve hepsinden de öte yaptığı olağanüstü gazetecilik. Kaynakları sayesinde edindiği bilgiler, devlet tarafından hazırlanmış özel raporları bize kadar ulaştırması en büyük başarısı bence. Bunların yanı sıra, aslında her gazeteci de olması gerektiği gibi, araştırmacı ve meraklı bir insan olması “Esas Duruşta Cinayet”, “Sözde Terörist, “Ali İsmail – Emri Kim Verdi? gibi kitapları yazmasına yardımcı oldu ve gerçekleri öğrenmemizi sağladı.

Darp, Nefret, İşkence..

Gelelim Esas Duruşta Cinayet ’e. Kitap kışlalarda yaşanan hukuksuzlukları, zorbalıkları, darp ve işkence olaylarını, nefret cinayetlerini örnekler üzerinden kurcalıyor ve komutanların veya askerlerin yeri geldiğinde nasıl dehşet saçabilen birer hayvana dönüşebildiklerini gösteriyor. Askerliğin zorunlu olduğu ve “vatani görev” olarak nitelendirildiği bir ülkede, bu “vatani görevini” yapmaya gelen ana kuzusu çocukların intihara sürüklenme veya cinayete kurban gitme öyküleri belgelerle ve mahkeme rapor ve kararlarıyla desteklenerek anlatılıyor. Şehit olan/edilen askerlerin sayısı da az buz değil. Ve malesef şehitlerimiz her zaman olduğu gibi istatistiki veri olmaktan öteye geçemiyor. Şehit babası Kenan Polat ’ın da dediği gibi:

Asker ölüsü, tavuk ölüsü gibi… Hani bir asker ölmüş, onların umurunda mı ki? 

Bu cümle çok acı ama acı olduğu kadar da gerçek.

Adaletin Terazisi Güçlüden Yana

Peki bu ölümler gerçekleşince mahkemeler ne yapmış, açılan davalar nasıl sonuçlanmış? İsmail Saymaz bu konuya da ışık tutuyor ve aldığımız cevap koca bir “hiç“ten öteye gidemiyor maalesef. Eğer söz konusu cinayet rütbesiz bir asker tarafından işlendiyse birkaç yıllık hapis cezasıyla dosya kapatılıyor. Rütbeli askerlerde durum çok daha vahim. Cinayette aktif olarak rol alması veya cinayet işlenecek ortamın oluşmasına göz yumması fark etmiyor, yargılandıkları askeri mahkemelerce alabildikleri en ama en ufak cezaları alıp, hatta işin içine eş-dost, ahbap ilişkisi girerse hiçbir ceza almayıp, bu işten kolaylıkla sıyrılıyorlar. Olan geride kalan gözü yaşlı ana babalara oluyor. Anne Zekine Taştan şunu söylüyor:

Vatan sağ olsun demem. Benim evladım yok ki, benim Tolgam yok. Vatan sağ olsa ne olur ki, vatanı batsın. Bana ne vatandan! Demem, asla demem! Hiçbir zaman dedirtemezler!

Esas Duruşta Cinayet!

Kışlalardaki bu düzeni, adaletsizliği ve acımasızlığı görmek insanın gerçekten ağırına gidiyor. Ben neredeyse her sayfayı boğazım düğümlenerek okudum. Adalet dağıtması gereken mahkemelerin yozlaşmışlığı beni daha da öfkelendirdi. Yitip giden gencecik canların hesabı nasıl verilir, aileler nasıl bu devleti affeder bilmiyorum. Allah şehitlerimize gani gani rahmet eylesin. Ve son olarak İsmail Saymaza müthiş bir araştırmacı-gazetecilik örneği göstererek, gazetecilik kavramının aslında ne olduğunu bize tekrar hatırlattığı ve gerçekleri yüzümüze tokat atar gibi çarptığı için teşekkür ediyorum. Esas Duruşta Cinayet‘lerin bitmesi dileğiyle..

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.