İlber Ortaylı – İmparatorluğun Son Nefesi

Birkaç hafta evvel D&R’da boş boş gezinirken indirimli kitapların bulunduğu standa gözüm takıldı. Normalde fiyatların anormal kırıldığı kitaplar “aşk, ihtiras, entrika” üçlüsünü barındıran, aramın hiç iyi olmadığı türde kitaplar olduğu için indirim stantlarına göz ucuyla bakar geçerdim. Ancak bu sefer İş Bankası’nın Klasikler Dizisi’nden birkaç önemli kitabı görmemle kafamda sirenler çalmaya başladı ve ayaklarım istemsizce buraya doğru yöneldi. İşte daha önce hakkettiği ilgiyi göstermediğim bu bölümde gerçekten çok hoşuma giden İmparatorluğun Son Nefesi kitabıyla karşılaştım ve sepete attım.

Tarihle Aram..

Kitap hakkında yazmadan önce tarih kitaplarıyla olan ilişkimi belirtmemde fayda var. Hayatımın hiçbir döneminde ders kitapları ve tarih dergileri haricinde elime tarihle ilgili bir kitap aldığımı söyleyemem. Yine de okul hayatım boyunca fen bilimlerine nazaran tarih, coğrafya gibi bilim dallarına ilgim her zaman daha yüksek olmuştur. Ancak üniversite hayatımda bu ilgi mühendislik eğitimi almam ve programda tarihle ilgili bir ders olmaması yüzünden devam etmedi ve tarihten kendi adıma bir kopuş yaşadım.

Son zamanlarda ise farklı bir arayış içerisindeydim. Okuduğum romanlardan aldığım tat çok ama çok ayrı olsa da bir şeyler eksikmiş gibi hissediyordum. Eksiğin veya arayışımın ne olduğunu tam anlayamasam da İlber Ortaylı’nın kitabının yakın geçmişimize dair verdiği bilgiler bu yarama merhem oldu. Hatta bununla da kalmayıp Türk ve Dünya Tarihlerine olan merakımı ateşleyerek zihnimi açtığını da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

İmparatorluğun Son Nefesi

İmparatorluğun Son Nefesi

Gelelim kitaba… İlber Ortaylı televizyonlardan ve adına yapılan muhteşem capslerden tanıdığımız kadarıyla kimseden lafını esirgemeyen bir insan. İmparatorluğun Son Nefesi’nin giriş kısmı da Türkiye’deki tarihçilere bir giriş niteliğinde. Burada tarih biliminin filolojiyle olan bağına bastıra bastıra değiniyor ve dil bilmeden tarih bilinemeyeceğinin altını kalın çizgilerle çiziyor. Veryansın etmesinin nedeni ise Türkiye’de dil bilmeden arşivlere girmenin ve araştırma yapmanın oldukça doğal karşılanması.

Beş bölümden oluşan kitabın ilk kısmı tarih yapmak/tarih yazmak ve Türkiye’deki tarih yazıcılığı üzerine fikirlerini okuyucularına aktarmasıyla geçiyor. Bunu takip eden dört bölüm ise Osmanlının 19. yüzyılın başından çöküşüne ve cumhuriyetimizin filizlendiği ilk yıllarına kadar olan ve kilit rol oynayan olaylardan oluşuyor.

Osmanlı ve Cumhuriyet

İmparatorluğun Son Nefesi, nam-ı diğer hasta adamın son dönemleri hakkında doğru bildiğim yanlışlara ışık tuttu ve bu dönem hakkındaki düşüncülerimin değişmesine az da olsa neden oldu. Okurken şaşırdığım ve “öyle miymiş gerçekten” dediğim bayağı bir kısım vardı açıkçası. Osmanlıyla ilgili hem son padişahların kişilikleri hem de Tanzimat ve Meşrutiyet gibi devrim sayılabilecek değişimlerin yaşandığı dönemler üzerinde fazlasıyla bilgiler veriyor İlber Ortaylı.

Cumhuriyet dönemiyle ilgiliyse Lozan Barış Anlaşması hakkında yazdığı kısımlar özellikle dikkatimi çekti. Bazı kesimlerin Lozanla ilgili hadlerini aşarak dile getirdikleri “bir hezimet” olduğu görüşünü eleştiriyor ve bu anlaşmanın bir uzlaşma metni olduğunu söylüyor İlber Ortaylı. Bunun dışında ise imparatorluktan cumhuriyet sistemine geçerken yaşanan sıkıntıları ve Atatürk’ün izlediği yol haritası hakkında da tatmin eder derece bilgi bulunmakta.

Kitabın son bölümü ise sadece soru cevaplardan oluşuyor. Başkanlık sisteminden Kürt sorununa, Araplarla ilişkimizden cumhuriyete birçok konu hakkında fikirlerini bizlerle paylaşıyor İlber Ortaylı. Kendi adıma çok faydalı bulduğuma değinmeden geçemeyeceğim.

Kendime Notlar

Kitabı okurken dikkatimi çeken ve not aldığım bazı ilginç kısımlar oldu. Bu notlarımın bazılarını sizlerle paylaşmak isterim.

  • Kur’an-ı Kerim artistik/seciyeli nesir denen bir stille yazılmış. Türkçe çevirileri yapılırken bu yazım stilini yakalamak için hiç zahmet edilmemiş ve dümdüz bir şekilde çevrilmiş hep. Ancak Alman Friedrich Rückert, Kur’an’ı Almancaya çevirirken bu stile dikkat ederek ve uyumlu olacak şekilde yapmış çevirisini.
  • Polonya ile ilişkilerimiz 15. yüzyılda başlamış ve 18. yüzyılda doruk noktasına ulaşmış. Öyle ki, Rus işgalinden sonra parçalanan Polonya’dan kaçan mültecilerin çoğu, kendilerine kapısını açan Osmanlıya sığınmıştır. Sonraları bu Polonyalı mülteciler Osmanlı uyruklu yurtseverlere dönüşmüş ve Osmanlının modernleşmesinde oldukça mühim rol oynamışlardır. Ayrıca mültecilerin bir kısmı bugünkü adı Polonezköy olan bölgeye yerleştirilmiş.
  • Polonya’dan gelen mülteciler arasında rütbeli askerler de bulunmaktaymış ve gönüllü olarak Osmanlı ordusunda görev almışlar. Bu askerlerden biri de Nazım Hikmet‘in büyük dedesiymiş.
  • İlber Ortaylı tanzimatla gelen yeniliklerin başarıyla hayata geçtiğini ve Osmanlı’nın  bu reformlar sayesinde ömrünün uzayabileceğini belirtiyor. Ancak Kırım Harbi’yle 93 Harbi’nin Osmanlı’yı mali açıdan bitirmiş ve dönülmez bir yola sokmuş.
  • 1. Dünya Savaşı için Osmanlı 1 milyondan fazla asker toplamış. Bunlara çiftçiler, lise talebeleri, memurlar da dahil… 
  • (sy. 179) : Bu topraklar Miladi 12. asırda Türkleşmiştir. Memleketimizin adını Türkiye(Turchia), Turchmenia olarak koyanlar da bizler değiliz; İtalyan gözlemcilerdir.

Son Söz

Kitaptan çıkardığım ilk ve en önemli ders bünyem gerçekten tarihe açmış. Kitabı 3 günde yalayıp yuttum. Hem genel kültür hem de ufkumu genişletmesi açısından kütüphanemde bu ve benzeri kitaplara daha fazla yer vermeyi düşünüyorum. Geçmişi kılavuz bellemenin yürüdüğümüz yolu aydınlatması açısından çok önemli olduğuna inanıyorum.

 

Bir Cevap Yazın