Hakan Günday – Ziyan

Hakan Günday’a hayran olduğumun altını bir kez daha çizmekte sakınca görmüyorum. Stiline ve diline hayranım. Piç dışında bütün kitaplarını okudum. Kinyas ve Kayra, Malafa ve Zargana için inceleme yazıları da yazdım. Ziyan için ise bir inceleme yazmayı düşünmüyordum. Ancak kitaba başlamamla bu fikrim değişti. Çünkü Ziyan doğuda görev yapan bir uzun dönem askerin askeriyedeki hayatını anlatıyordu ve ben de o sıralarda doğuda askerlik görevimi icra ediyordum. Kitaba başlamadan önce konudan bihaber olduğumdan benim için büyük bir sürpriz oldu ve üzerine bir şeyler karalama istediği doğurdu. Hakan Günday’la fikirlerimizin askerlik konusunda sıkça kesişmesi de beni bu yazıyı yazmak için oldukça teşvik etti.

Eyleme geçmeyen arzu, ölümcül bir hastalıktır.

Ziyan

Zorunlu askerlik görevini jandarma olarak doğuda yapan bir gencin karakol yaşantısını, gözlemlerini ve çevresini tanıtmasıyla başlıyor Ziyan. Askeriyeye girdiği anda başlayan kitap çıktığı anda da bitiyor. Bu süre zarfında askeriye içinde yaşanan bütün pisliklere de tanık oluyoruz.

Kitabın ana konusu biraz bilim-kurgu tadında. Ziyan’ın başkarakteri olan askerle, zamanında Atatürk’e İzmir’de suikast düzenlemek için hazırlık yapıp yakalanan Ziya Hurşit arasındaki doğaüstü bir bağlantı bu bilim-kurgu tadını veriyor kitaba. Spoiler olmaması bakımından daha fazla detaya giremiyorum ama kitabın çıkış noktası bu bağlantı. Günday bu yönteme birkaç kitabında daha başvurmuştu. Farklı yöntemler denemesi hoşuma gidiyor.

Hakan Günday - Ziyan

 

İntihar akla düşen bir damla asittir.

Müthiş Bir Askerlik Eleştirisi

Yazının başında da belirttiğim gibi kitabı okuduğum sıralarda Tunceli‘de askerdim. Bu yüzden kitabı daha bi’ hissederek, yaşayarak okudum. Çünkü karakolun içinde olup bitenleri noktası virgülüne doğru bir şekilde aktarmış Günday. Askerlerin kendi aralarındaki ilişkiler, rütbelilerin askerlere karşı davranışları bilmiyorum daha iyi nasıl yansıtılırdı.

Ziyan’ın benim için asıl vurucu olan kısmı Türkiye’deki askerlik sistemine yaptığı son derece yerinde ve haklı eleştirileri oldu. Aşağıdaki paragraftaki düşüncelere altına imzamı atacak kadar çok inanıyorum. Ülkemizde askerlik; vatani görevle alakası olmayan, hatta insanı milliyetçi duygularından soğutan, birilerine hizmet etmek için yaratılmış suni bir ihtiyaçtır. Vatan borcu devlete ekstra yük olarak değil, ülkenin ekonomisine katma değer katan işlerde çalışarak da ödenir. Bir mühendis, bir öğretmen ülkesine fayans döşeyip, çay götürerek değil, kendi işini yaparak daha fazla hizmet eder. Askerlik görevi bizim ve ailelerimizin hayatlarından çalınan 612 aydan başka bir şey değildir.

Zorunlu askerlik hizmeti, emek, zaman ve kaynak israfıdır. Erlik, derhal bir meslek statüsü kazanmalı ve profesyonel ordunun bir parçası haline gelmelidir. Her üç ayda bir toplanan yüz binlerce genci askere dönüştürmek için harcanan çabanın onda biriyle ordunun işlevselliği on kat arttırılabilir. Sosyo-ekonomik açıdan geri bırakılmış toplumun zorunlu askerlik hizmeti yoluyla olumlu anlamda biçimlendiği düşüncesi asla geçerli değildir. Bunun kanıtı, nesillerdir askerlik hizmetini tamamlamış erkeklerin yönlendirdiği günümüz toplumunun mevcut düzeyidir. Askerliğin insanı adam ettiğine ilişkin inanç, bütünüyle temelsizdir. On dokuz yaşına kadar cahil bırakılmış genç erkekleri dayatma yoluyla, on beş ay içerisinde bilinçlendirmek mümkün değildir. Dolayısıyla, 460 gün boyunca izmarit toplayarak mıntıka temizliği yapmış olanla, kanalizasyonu denize akıtan kişi aynı kişidir. Dolayısıyla, 460 gün boyunca vatandaşını adam etmek için uğraşanla, insani gelişmişlik endeksinde dünya 84’üncüsü olan aynı ülkedir. Ordu, zorunlu katılımlara ihtiyaç duyamayacak kadar ciddi bir kurumdur. Aldığımız eğitimin süresi on haftadır. Çağdaş hiçbir ordu on haftalık erlere güvenerek varlığını sürdüremez. Kahramanlık şiirleri okuyan ve komando üniforması giymiş beş yaşındaki çocuklar kadar asker olan bizler, bu vatan için öleceğiz. Çünkü ne savaşmayı biliyoruz ne de hayata dair bir umudumuz var.

Son Söz

Askerliğini yapmış her erkeğin bu kitapta kendinden bir şeyler bulacağına dair hiçbir şüphem yok. Kitabın sizi cumhuriyetin ilk yıllarına götürmesi, farklı insan hikayelerini anlatması Ziyan’ın değerini birkaç kat daha artırıyor. Ancak kitabın askerlik boyutuna fazla takılmış olmam, kitaptan aldığım zevki bir hayli düşürdü. Tabi bu benimle ilgili bir sorun. Sanırım kitabı ileri bir tarihte bir kez daha okumam gerek daha iyi kavrayabilmek için.

Ziyan bittiğinde aklımda tek bir soru kaldı. Doğudaki askeriye sistemini sanki tecrübe etmişcesine iyi bilen Hakan Günday acaba askerliğini nerede yaptı?

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.