Hakan Günday – Malafa

Hakan Günday hayranlığıma daha önceki yazılarımda fazlasıyla değinmiştim. Bu hayranlığın etkisiyle yazarın bütün kitaplarını tek seferde aldım ve hepsini belirli aralıklarla teker teker okuyorum. Belgrad seyahetimde yollarda okumak için kütüphanemde kitap ararken şans Malafa’nın yüzüne güldü ve tereddüt etmeden çantama attım.

İlk insan da son insan da turisttir. Tezgahtarsa şeytandır. Bu yüzden şeytan kelimesinin İngilizcesi satan diye yazılır.

Malafa

Günday Malafa’da, büyük bir kuyumcu merkezinde işlerin nasıl yürüdüğünü, orada çalışan tezgahtar Kozan’ın ağzından anlatıyor. Argoda turist düdükleme diye tabir edebileceğimiz, malı olabilecek en yüksek fiyattan satmanın nasıl gerçekleştiğine tanık oluyor, yarına inanmayan insanların bugününe konuk oluyoruz Malafa’yla. Tam da bu noktada kitapta geniş bir zaman aralığı değil sadece bir gün, yani bugün anlatılıyor(aradaki flashbackleri saymazsak).

Kitabın kurgusu kabaca bunun üzerine kurulu, mücevher satışı. Fakat bana göre bu kitabı öne taşıyan şey kurgusu değil. Günday’ın dili kullanma şekli ve Doğu-Batı kültürlerine dair yaptığı tespitler beni benden aldı desem yeridir. Hep orada olduğunu bildiğim gerçeklerin yazıya dökülüp bu kadar iyi şekilde nakledilmesi beni etkiledi sanırım. Mesela aşağıdaki alıntıda Almanya’ya göçen Türklere dair yaptığı tespit, belki de sayfalar sürecek bir makalenin tek paragrafla yapılmış kısa ve net bir özeti gibi.

Avrupa’ya ilk giden Türklerin çoğu köylüydü ve herhangi bir kenti bile görmemişlerdi. Köyde at arabası kullanırken Avrupa’da Mercedes’e bindiler. Ama Mercedes’i de at arabası gibi kullandılar. Ancak onların çocukları, çevrelerine daha kolay uyum sağlayabildiler. Onların en büyük sorunuysa evlerinin Türkiye, sokağınsa Avrupa olmasıydı. Her Türk evi, Türk toprağı gibiydi.

Veya buradaki gibi sembollerden yola çıkarak yaptığı analiz gibi;

Sizin en büyük sorununuz da bu. Bir rakı sofrasında dost olup, ertesi sabah birbirinizi bıçaklayabiliyorsunuz. İlk tanışmanızda yakınlaşıp, birbirinizi tanıdıkça uzaklaşıyorsunuz. Bizse tersini yapıyoruz. Uzaktan başlayıp ağır ağır yaklaşıyoruz. Dost olmamız uzun sürüyor ama dostluklarımız kalıcı oluyor. Doğu ile batı arasındaki fark hilal ve haç arasındaki fark kadar. Hilal bombeli. Haçtaysa dik açılar var. Hilal altında yaşayanlar da bombeli hayatlara sahip. Genişler, kurallarla ilgilenmiyorlar, zamanla ilgileri yok, çöl kumu gibi uçuşuyorlar. Haçın gölgesindekilerse sert ve köşeli hayatlar yaşıyorlar. Yasaları, kuralları olan, dik açılı hayatlar. Hilalin altındaki insana, haçın gölgesindeki düzeneğe inanıyorlar. Dolayısıyla hilalle yaşayanların her biri ayrı bir düzenek geliştiriyor. Küçük çeteler. Küçük düzenler. Haç, insana tek bir düzenek emrediyor. Doğu ile batı arasındaki fark bu.

Kitabı ilgi çekici kılan bir diğer faktör de dili. Günday yarattığı kuyumcular evreninde farklı bir yol izlemiş ve sadece tezgahtarlar arasında kullanılan bazı yeni kelimeler türetmiş(örn: kadına ahçik deniyor). Başlarda neyin ne olduğunu anlamakta zorlanıyorsunuz ancak ilerledikçe alışıyorsunuz. Hakan Günday’dan beklenecek kadar değişik ama çok hoşuma giden bir taktik.

Son Söz

Olumsuz yorumların aksine benim çok beğendiğim, akıcı ve zihin açıcı bir kitap Malafa. Tavsiye ederim..

Batı’da insanların kökü birdir. Dalları gelişir. Kökten bağlı olanlar, sosyal düzen tarafından birbirine benzer hallere sokulmuş insanlardır. Ancak bunlar büyüyüp gelişir ve ayakları sosyal güvenlik numaralarına saplanmışken elleriyle gidebildikleri kadar uzağa yükselirler. Oysa Doğu kapalıdır. Kök ve dallar birlikte yaşar. Bunun nedeni, dalları koruyacak tarafsız bir sosyal düzeneğin olmamasıdır. Dal, ancak köküne yakınsa yaşar. Otuz beş kişilik aileler, tek evin içinde birlikte ölür.

Bir Cevap Yazın