Ian Morris – Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)

Kitapla ilk tanışmam Tuncer Şengöz‘ün kendi kitap okuma topluluğu için Twitter‘da yaptığı anketlerin birinde denk gelmem sayesinde oldu. Kitabın adı oldukça dikkatimi çekmişti ama o zaman okumaya çok da niyetlenmemiştim. Ay sonuna doğru Tuncer Şengöz’ün kitap için olumlu denebilecek düzeyde birkaç tweet’lik flood yazmasıyla tekrar radarıma girdi. Hemen ardından muhtelif ortamlarda Dünyaya Neden Batı Hükmediyor’un Kindle versiyonunu bulup indirdikten sonra okumaya başladım.


Dünyaya Neden Batı Hükmediyor

Dünyaya Neden Batı Hükmediyor’da, 15.000 yıl öncesinden(son buzul çağı) başlayarak günümüze kadar olan zaman içerisinde, çok geniş bir perspektifte yazarın Batı ve Doğu olarak ayırdığı coğrafyalarda insanlık tarihi inceleniyor. Esasında arkeolog olan Ian Morris‘in antropolojiden sosyolojiye, coğrafyadan tarihe çok farklı alanlarda çalışmalar yapıp kitaplar okuduğunu ve bu bilim dallarının önde gelen bilim insanlarıyla iletişime geçip fikir alışverişi yaptığını kitapta değinse bile siz de okurken rahatlıkla fark ediyorsunuz. O yüzden bu kitaba bir siyaset veya politika kitabı olarak yaklaşmak son derece yanlış olur. Bu kadar çeşitli bilim dallarından bu kadar farklı bilgiler içeren bir kitabı ilk kez okudum ve gerçekten büyülendim.

Ian Morris - Dünyaya Neden Batı Hükmediyor

Ian Morris kitabın temeli olarak toplulukların gelişmişlik düzeylerini tespit etmek için “sosyal gelişmişlik endeksi” adını verdiği ve kişi başına tüketilen enerji, üretim kapasitesi gibi belli başlı sayısal değerleri veri haline getirip bir endeks oluşturmuş. Bu endeks üzerinden karşılaştırmalar yapıp yorumlarda bulunmuş. Hangi dönemde hangi çekirdeğin(Doğu-Batı) daha gelişmiş olduğunu da bu veriler sayesinde tespit etmiş.

Batı hâkimiyetini biyolojiye dayandıran ırkçı kuramlar aslında tümüyle asılsızdır. Büyük topluluklar halindeki insanlar, onları bulduğumuz her yerde hemen hemen aynıdır ve hepimiz o dur durak bilmez, yaratıcı zihinlerimizi aynı Afrikalı atalarımızdan miras aldık. Biyoloji neden Batı’nın hükmettiğini kendiliğinden açıklayamaz.

Bir Avantaj Olarak Coğrafya

Kitabın öne sürdüğü argüman; Batı’nın üstünlüğünün başka bilim insanları tarafından savunulan din, politika, kültür veya genetik farklılıklardan ziyade coğrafi olarak Doğu’ya göre avantajlı olmasından kaynaklandığı yönünde. Tezine kanıt olarak tarıma elverişli iklimiyle verimli Mezopotamya topraklarında ilk yerleşim yerlerinin kurulup göçebeliğin terk edilmesi, Avrupa’nın Akdeniz’deki tecrübeleri sayesinde Amerika keşfini çok daha rahat yapması ve birkaç yüzyıl sonra gerçekleşecek olan Sanayi Devrimi‘nin fitilinin bu sayede ateşlenmesi, Çin’in ise bir Akdeniz‘inin olmaması ve Amerika’yla arasında koca Pasifik Okyanus’unun olmasından dolayı Yeni Dünya’ya adım atamaması gibi kanıtları öne sürüyor. Teknolojik gelişmelerin ve icatların 100 yıl önce veya 100 yıl sonra, öyle veya böyle zaten her koşulda gerçekleşeceğinin altını örnekler vererek ayrıca çiziyor.

Doğu ve Batı’yı farklı yollara götüren bir kez daha şahıslar değil haritalar oldu. Coğrafya Amerika kıtasına ulaşmayı Doğululara göre Batılılar açısından daha kolay kılmıştı

Beni kitapla ilgili en çok rahatsız eden nokta Doğu olarak sadece Çin‘in, Batı olaraksa neredeyse Dünya’nın geri kalanının alınması oldu. Günümüzde Doğu-Batı ayrımı daha çok açık toplum-kapalı toplum ve kişi başına düşen milli gelir ortalamaları üzerinden yapılıyor. Belki bu açıdan tabuları yıkmak istemiş olabilir ama bana çok mantıklı gelmedi. Bu yüzden karşılaştırmalar hep eksik kalmış gibi hissettim.

Ian Morris-Dünyaya Neden Batı Hükmediyor

Ian Morris’in bir de öngörüsü var. Sosyal gelişmişlik endeksinde Doğu ve Batı’nın puanlarının 1000 küsur sene sonra tekrar yaklaştığını ve bu ivmeyle giderse 22. yüzyılda Doğu’nun(yani Çin’in) hakimiyetinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor.


Kendime Notlar

Dünyaya Neden Batı Hükmediyor’da altını çizdiğim, dikkatimi çeken çok yer oldu. Birkaçını blogumda da paylaşmak isterim..

Politikacılar ve reklamcılar bizi istatistiklerle yanıltmayı bir sanata dönüştürmüştür. 150 yıl öncesinde bile İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli şu sözleri söylemekten kendini alamamıştı: “Üç tür yalan vardır: Yalanlar, büyük yalanlar ve istatistikler.”

Bir Zamanların Bilim Öncüleri:

Müslüman İspanya’da öğrenim görmeye giden Hıristiyanlar, yurtlarına dönerken yüzlerce yıl boyunca Arap saray âlimlerince muhafaza edilmiş, Aristoteles’in mantık risalelerini de beraberlerinde getirdiler.

Kapitalizme Giriş 101:

Coğrafya, pamuğu İngiltere için mükemmel bir sanayi sektörüne dönüştürecekti. Hammadde denizaşırı yetiştirildiğinden ülkede toprak için rekabet yaratmadı. Bunun yerine İngiliz nakdine göz diken Amerikalılar milyonlarca dönüm araziyi pamuk plantasyonlarına dönüştürdü ve yüz binlerce köleyi buralarda işe koştu. Üretim 1790’da 3000 balyadan 1810’da 178 bin ve 1860’ta 4,5 milyon balyaya kadar yükseldi. İplik bükümünde İngiliz yenilikleri plantasyonlarda Amerikan yeniliklerini harekete geçirdi; bunlardan biri de, pamuktaki yapışkan tohumları kölelerin parmaklarından daha iyi ayıran Eli Whitney’in pamuk-cini (cotton gin9) adı verilen makinesiydi. Amerikan pamuk arzı İngiliz talebini karşılayacak şekilde yükselerek fiyatları düşük tutarken, fabrika ve plantasyon sahiplerini de zengin etti ve Atlantik Okyanusu’nun her iki yakasında devasa yeni emekçi orduları yarattı.

Kağıt Paranın İcadı:

Açgözlülük ve tembellik günü kurtardı. Çay ticaretinin patlama yaptığı ve devletin ticaretteki denetiminin gerilediği 9. yüzyılda Sichuan’lı tüccarlar, çay karşılığında aldıkları sikkeleri “uçan para” denilen kâğıt kredi makbuzlarına çevirtebildikleri Chang’an’da bürolar açmaya başladılar. Sichuan’a döndükleri zaman, bu satıcılar ellerindeki makbuzları şirketin genel merkezinde yeniden nakit paraya çevirebiliyorlardı. Bir cep dolusu uçan paranın kırk cep dolusu bronz sikkeye bedel olduğu düşünülürse avantajlar barizdi ve çok geçmeden tüccarlar bu makbuzları para olarak kullanmaya koyuldu. Böylelikle, kabul edilen değeri madeni içeriğe değil karşılıklı güvene dayanan kâğıt parayı icat etmişlerdi. 1024’te devlet mantıken bir sonraki adımı atarak kâğıt banknot basmaya başladı ve tedavüldeki paranın içinde, banknotların miktarının sikkeleri aşması çok sürmedi.

Beyaz Adam Asla Doymaz:

Francisco Pizarro bu yoldaki ilerleyişlerini daha da hızlandırdı. 1533’te İnka kralı Atahualpa’yı kaçırdı ve fidye olarak uyruklarından yaklaşık 7 m uzunluğunda, 5 m genişliğinde ve 3 m yüksekliğinde bir odayı hazineyle doldurmalarını istedi. Pizarro, And uygarlığının sanatsal ihtişamından topladıkları ürünleri eriterek külçe altına dönüştürdü (6.087 kg altın ve 11.793 kg gümüş) ve ardından Atahualpa’yı gene de boğdurdu.

Kitapta Bahsi Geçen Toplu Katliamlardan Sadece Biri:

Sözgelimi II. Aşurnasirpal’in MÖ 870 civarındaki isyanlarda verilen cezalara ilişkin anlatısına bir bakalım: Onun kentinin kapısının karşısına bir kule yaptırdım ve ayaklanmış olan bütün şeflerin derisini yüzdürdüm ve kuleyi onların derileriyle kaplattım. Bazılarını duvarların içine kapattım, bazılarını kulede kazıklara oturtturdum ve diğerlerini de kulenin çevresindeki kazıklara bağlattım… İçlerinden birçok esiri ateşte yaktırdım ve birçoğunu canlı olarak esir aldım. Bazılarının burunlarını, kulaklarını ve parmaklarını kestirdim, birçoğunun gözlerini oydurdum. Dirilerden bir yığın yaptırdım, kafalardan da bir küme yaptırdım ve kafalarını kentin etrafındaki ağaç gövdelerine astırdım. Delikanlılarını ve genç kızlarını ateşte yaktırdım. Yirmi erkeği canlı ele geçirdim ve kendi sarayında hapsettim. Savaşçıların geri kalanını çölde susuzluktan öldürdüm…


Son Söz

Kitaba sadece “Batı neden hükmediyor ola ki acaba” diye yönelmeyin. İçerisinde gerçekten çok ama çok değerli bilgiler barındırıyor. En basitinden insanlığın günümüze hangi aşamalardan geçerek geldiğini daha iyi anlıyorsunuz. Okuması yer yer zorlaşabilir ama tarihe merakınız varsa Dünyaya Neden Batı Hükmediyor’u özellikle tavsiye ediyorum.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.