David Eagleman – Beyin | Senin Hikayen

Uzun zamandır bir şeyler karalamamıştım. Blogumu bu kadar boşlamak vicdanımı rahatsız etse de elim pek gitmedi bu sayfayı açmaya. İş güç vardı ama bahaneden öteye gitmez tabi bu sebep. Kısmet bugüneymiş. İçimdeki paylaşmak isteyen çocuk gözlerini tekrar araladı şu sıralar. Ancak gözlerinde hala fazlasıyla çapak, ruhunda tuhaf bir yorgunluk var. Bakalım yataktan kalkmayı başarabilecek mi? Yoksa uykunun rehavetine yenik düşüp tavşan deliğine geri mi dönecek. Ben de sizin kadar merak ediyorum(bu kadar uzun aradan sonra sizden geriye bir şey kaldıysa tabi).

David Eagleman - Beyin giriş


İçimizdeki Kozmos: Beyin

İş hayatına atılmamla kitap okuyabileceğim zaman da hayli azaldı. Bu zaman zarfında okuduğum kitap sayısı önceki senelere göre dramatik bir düşüş gösterdi. Artık daha az zamanda daha çok şey yapmam(sıkıştırmam) gerekiyor. Sıkıştırdığım “şeylerden” biriyse David Eagleman’ın kaleme aldığı ve içerisinde bir kozmos barındıran beynimizi anlattığı(kitabın ismine çok şaşıracaksınız) Beyin adlı kitabı oldu.

Bazı sara tipleri insanları daha dindar hale getirebilir. Parkinson hastalarının inançlarını kaybetmesi sık görülen bir durumken, Parkinson tedavisi için verilen ilaçların da hastaları kumar bağımlısına dönüştürebildiği bilinir.

Beni kendilerine fazla bağlayamamaya başlayan ve yavaş yavaş koptuğum romanlara karşı bilgiye ulaşmak için amansız bir açlık duyduğum şu dönemde Eagleman’ın kitabı ilaç gibi geldi. Bu noksanlığımı gidermek ve ufkumu genişletmek için okumaya başladığım, bittiğinde ise son derece tatmin olduğum bir araştırma kitabı oldu Beyin. Yalnız söylemeden edemeyeceğim sürekli beyin demek de çok garibime gidiyor. Sanki bir organ adı söylemiyorum da birine hakaret ediyormuşum gibi bir his uyandırıyor bende 🙂

İnsan beyninin yaklaşık üçte biri görme işlevine adanmıştır.

David Eagleman - Beyin domingo yayınevi

Her neyse, biraz kitaptan ve yazarından bahsedelim. Kitabın yazarı David Eagleman bir nörolog ve nörolojiyle bilimin buluşma noktasında aktif çalışmalar yapan bir bilim insanı. Leziz TEDx konuşmasını dinlemenizi de ayrıca tavsiye ederim.

Sinestezi, duyuların(bazen de kavramların) birbiriyle harmanlanmış olduğu bir durumdur. Kimileri sözcüklerin tadını alırken kimileri sesleri renk olarak görür, kimileri de görsel hareketi işitir. Nüfusun yaklaşık %3‘ü kadarında sinestezinin bir türü vardır.

Eagleman’ın nörolojiyle ilgili yazdığı birkaç kitaptan biri olan Beyin’de, embriyo döneminden gelecek senaryolarına kadar geniş bir perspektifte beynimizle ilgili konular ele alınıyor. Kitabın kapsamı oldukça derin gözükse de son derece sade ve anlaşılır dilde yazılmış bir kitap. Sanıyorum kitabın etkileyiciliği içeriğinin zengin olmasının yanında, bu içeriğin normal insanların da anlayabileceği günlük dilde yazılmış olmasından da kaynaklanıyor.

David Eagleman - Beyin sinestezi

Bir süper-bilgisayarın gerektirdiği muazzam enerji tüketimine karşılık, insan beyni inanılmaz bir enerji verimliliğiyle çalışır. Kullandığı enerji, 60 vatlık bir ampulün kullandığı enerjiden fazla değildir.


What is Real?

Gerçekliği algılayış biçimimizden, verdiğimiz kararların aşamalarına, geçmişte yaşananlardan gelecekte yaşanması muhtemel senaryolara kadar birçok alanda bilgi, tecrübe ve tahminlerini aktarıyor yazar. Beni yakaladığı nokta ise gerçeklikle ilgili olan kısımları oldu.

Gerçek şu ki, bilinçli zihin, kendisini kontrolü elinde bulundurduğuna ikna etmekte son derece ustalaşmıştır.

Matrix serisine karşı olan hayranlığım kelimelere dökemeyeceğim kadar çok. Seriyi bilinçli bir birey olarak izledim izleyeli hayata bakış açım değişti diyebilirim. Morpheus’un Neo’ya Matrix’in aslında kafamızın içinde yaşadığımız bir sahte gerçeklik olduğunu gösterdiği o bölümleri unutmam mümkün değil.

O beyaz odada Neo’ya “What is real? How do you define real?” diye sorması sanki benim de üçüncü gözümü açmıştı. Morpheus, dünyayı algılayış biçiminin, beynin elektrik sinyallerini yorumlamasından ibaret olduğunu Neo’nun yüzüne tokat gibi vurunca ben de afallamıştım. Her şey gerçekten sahte olabilir miydi?

David Eagleman - Beyin karar

İşte Eagleman’ın kaleminden çıkan Beyin, bu düşüncelerimi tekrar uyandırdı. Kitap, gerçekliği algılayışımızı bir filmde geçen basit bir replikten daha fazlasını yaparak, işin bilimsel taraflarını açıklayarak beynimizin nasıl çalıştığını ve aslında beynimizin aldatılmaya ve kandırılmaya ne kadar da müsait olduğunu gösteriyor. Bazı bölümler var ki beni hayretler içerisinde bıraktı.

Deneyimleriniz, anılarınız, sizi siz yapan her şey, beyin hücreleriniz arasında kurulmuş bir katrilyon kadar bağlantının oluşturduğu eşsiz bir örüntüyle temsil edilmektedir.

Gerçeklik konusu o kadar derin ve yazmak istediğim o kadar çok şey var ki bu yazıyı şişirip sıkmak istemiyorum. O yüzden konuya burada virgül koyuyor, ileride bununla ilgili bir şeyler yazma sözünü kendime vererek devam ediyorum.


Ruh?

Beni en çok düşünmeye sevk eden şey ise ruh olgusunu nereye koyacağımı bilememek oldu. Kitapta karar aşamalarımızla ilgili her şey bilimsel ve tamamen hücreler ve beynin kendi bölümleri arasındaki elektriksel bağlantı ve uyarılmalara bağlanmış. Bağlanmış demek de yanlış olur. Kanıtlanmış birer gerçek bunlar. Bu yazıya başlamam, bu blogu açmam, şu an şarap değil de çay içme kararını vermem hepsi geçmişte yaşadıklarımla, hormonlarımla, bilincimle, her şeyimle bağıntılı.

İşte bu durumda, her şey fiziksel bir proses sonucu gerçekleşiyorsa, ruhumuzu nereye koyacağız?

David Eagleman - Beyin arka kapak


Yayınevine Bir Paragraf

Domingo‘dan çıkan kitapların basım kalitesini, kapak tasarımlarını, yazı fontlarını, kısacası her şeyini seviyorum. İçeriği muhakkak önemli, asla tartışmam ama okunacak bu kadar kitap varken okuyucu seçim yaparken farklı kriterlere de bakıyor. Bu yüzden yayınevlerinin estetik kaygı da gütmesi gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta bu bir ticaret ve yayınevleri de biz okuyucuya kitaplarını satmaya çalışıyor. Bu yüzden Domingo‘nun kitaplarını hem içerik hem de görünüş olarak çok beğendiğimi söylemeliyim. Okuduğum son 9 kitabın 3’üyle beraber yazdığım son 3 yazının da Domingo‘dan çıkması zaten bir hayli şey anlatıyor.

Otomatikleşmiş becerilerin ilginç bir özelliği daha vardır: Onlara bilinçli olarak müdahale etmeye kalkıştığınızda, performans genellikle düşer.


Son Söz

Yazdığım en uzun kitap yazılarından biri oldu bu. Eminin bu, kitapla ilgili zihninizde bir fikir uyandırmıştır. Seçimi siz yapacak, kararı siz vereceksiniz. Ancak o kararı nasıl verdiğinizi ucundan da olsa kavrayabilmek istiyorsanız kitaba şans vermelisiniz. Okumanızı tavsiye ederim.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.