Buket Uzuner – Gelibolu

Son zamanlarda Çanakkale’ye sıklıkla gidip gelmemden dolayı şehre ve geçmişine ekstra bir merakım oluşmaya başladı. Antik Yunan‘dan I. Dünya Savaşı’na kadar uzanan ve acı-tatlı bir çok olaya tanıklık eden bu kenti daha yakından tanımayı bir ihtiyaç olarak görmeye başladım. Henüz kaynakları yeteri kadar kütüphanemde toplamayı başaramasam da annemin kitapları arasında gözüme çarpan Buket Uzuner‘in kaleminden çıkan Gelibolu kitabı, kurgu da olsa, iyi bir başlangıç olabilirdi. New York Seyir Defteri‘yle hafızamda olumlu izler bırakan Uzuner, acaba Gelibolu’yla bu etkiyi devam ettirebilecek miydi?

Gelibolu

Çanakkale ne kadar savaşlarla, çatışmalarla ve ölümlerle aklımızın en derin köşelerinde kendine yer edinse de aslında antik uygarlıkların izlerini bıraktıkları, antik kentlere ev sahipliği yapan olağanüstü bir şehir. 

Fakat ne yazık ki bu şahane güzellikleri örten bir Çanakkale Savaşı var ki her şeyi silip atıyor. Masmavi denizin ortasına bırakılmış kimyevi, zehirli atıklar gibi.

Çıktığı ilk ay (Ekim ’01) yedi kez basılmış (bendeki 7. basım, oradan biliyorum) Gelibolu kitabında, bu savaşın iki tarafında yer alan iki askerin yollarının kesişmesini ve 85 yıl sonrasına, torunlarına dek uzanan hikayelerini anlatıyor. Yeni Zelandalı ve Türk iki askerin hikayesi..

Kızım, adil olmak dünyanın en büyük eziyetidir. Ama bir defa muvaffak olursan, gözündeki perde kalkar, vicdanında körlük biter, artık hür olursun fakat bundan soona bütün namussuzları çıplak gözle görmek zorunda kalırsın.

Buket Uzuner tarihi her iki tarafın gözünden anlatmaya çalışmış fakat ben maalesef o kanıda değilim. Özellikle Yeni Zelandalı askerin mektuplarını okurken Türkler gereğinden fazla övülüyormuş gibi bir hisse kapıldım. Olayları daha objektif yorumluyormuş gibi gözüküyor ama hayır, değil. Sanki bir Yeni Zelandalı’nın değil de Türk askerin mektubunu okuyordum. Bilmiyorum, belki gerçekten de savaş esnasında böyle yazılan mektuplar vardır. Belki Buket Uzuner bu mektupları okuyup etkilenerek kendi mektuplarını yazdı. Ama dediğim gibi beni ikna edemedi.

Onun dışında bu mektuplarda savaşın dehşeti ve insanlar üzerinde yarattığı etkileri çok güzel yansıtmış. Okunan her mektupta karakterin dünyaya ve olaylara bakışının değiştiğini gözlemliyorsunuz. 

Buket Uzuner - Gelibolu

Bir diğer beni üzen konu ise karakterlerin birbirlerine benzemesi ve özgün olmamasıydı. Akrabalık bağlarından kaynaklanıyormuş gibi göstermeye çalışsa da bir yapaylık sezdim. Karakterler yeteri kadar derinlikli değildi ve kendilerini tekrar ediyordu.

Derinliğe girmişken kurgudan da bahsetmek istiyorum. Bence bu konuda da oldukça zayıf kalmış kitap. Boşlukta kalan kısımlar var. Bazı yerler oldubittiye getirilmiş ve genel olarak kitabın konusunun biraz zorlama olduğunu düşünüyorum.

Son Söz

Yüksek beklentiyle başladığım ama ilerledikçe beni kaybeden bir kitap oldu Gelibolu. Çoğu olumlu yorumun aksine ben olumsuz taraftayım. Hikaye ve karakterler beni içine çekemedi, sevinç ve hüzünlerine ortak olamadım. Şu haliyle bana Türk dizisinden hallice bir roman gibi geliyor. Bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun..

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.