Barış Bıçakçı – Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra

Barış Bıçakçı’nın okuduğum ilk kitabı Bizim Büyük Çaresizliğimiz idi. Filmi sayesinde tanışmış, olumlu yorumların da etkisiyle kitabı almıştım. Kitaptan o kadar etkilenmiştim ki, başka bir Barış Bıçakçı kitabı okumak için oldukça sabırsızlanıyordum. Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i okuduktan sonra verdiğim ilk siparişle de Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra, kütüphanemdeki yerini aldı.

Barış Bıçakçı - Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra

Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra

Kitabı özetlemek gerekirse, Başak adlı genç bir kızın intiharı çevresinde şekillenen hayatlar anlatılıyor. Bu hayatları tek bir kişinin bakış açısının aksine, hikayeye dahil olan herkesin gözünden görüyoruz. Yani baş karakterimiz yok. Başak’ın kendisinden abisine, sevgilisinden komşusuna, herkes söz hakkına sahip bu kitapta. Bu yüzden başlarda biraz kafa karışıklığı yaşarsanız yadırgamayın, devam edin.

Bu parçalı anlatımın yarattığı ufak karmaşanın aksine Barış Bıçakçı’nın kalemi her zamanki gibi duru ve sade. Hiç zorlamadan, okuyucuyu yormadan kullanıyor Türkçe’yi.

Kitabı aklımda evirip çevirirken Arrival filmine olan benzerliği dikkatimi çekti. Filmi bitirdikten sonra anlıyorsunuz ki aslında net bir zaman çizgisi yok. İzledikleriniz geçmiş de olabiliyor gelecek de. Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra da tam olarak böyle. Bir avuç insanın  hem intihar öncesinde hem de sonrasında yaşanmış ve birbirleriyle bağıntılı olan hikayelerini,  karışık bir düzen içinde anlatıyor Bıçakçı. Kitabın Arrival’dan farkı, daha hiçbir şey olmadan her şeyin farkında oluyor oluşunuz. Bıçakçı okuyucuya Başak’ın ölümünü daha ilk cümlelerden haber veriyor.

Roman mı Hikaye mi?

Yaşantıları, farklı kişilerden farklı zamanlarda okuyor oluşumuz kitap hakkında roman mı hikaye mi sorularını da beraberinde getirmiş. Kitap hakkındaki yorumları okuyana kadar benim öyle bi’ derdim olmadı. Çoğunluk roman olarak ortak bir fikir beyan etse de hikaye olduğu yönünde fikir belirtenler de mevcut. Bu işlerin teknik detaylarına hakim değilim ancak illa bir taraf seçmem gerekse roman derim. Çünkü kısacık bölümlerdeki kısacık hikayeler tek başlarına bir anlam ifade etmiyorlar. Bir bütünün parçası olarak görüldüklerinde taşlar yerine oturuyor.

… bir armağan, bir mucize olduğu söylenen şu hayatın saçma sapan bir şekilde bitebileceğinden korktum hep. İçimde böyle bir korku varken de hayatın tam da bu şekilde, yani saçma sapan bir şekilde sürdüğünü anlamadım. Asıl bundan korkmam gerektiğini anlamadım.

Bizim Büyük Paralelliğimiz

Barış Bıçakçı’nın kitaplarına verdiği isimler eminim herkesin dikkatini çekmiştir. Sıradanlıktan uzak ama absürd olmayan adlar. Daha kitabın kapağından anlıyorsunuz kitabın derinliğini. Kelimeler bazı anlamlara gelebiliyor bazen. Barış Bıçakçı’nın da en iyi yaptığı işlerden biri de bu bence; kelimeleri bazı anlamlara getirebilmek. Seviyorum böyle farklılıkları. Dünyaya başka bir açıdan bakıyormuşum hissiyatı yaratıyor.

Bir de kitaplarına farklı isimler verme olayı bana son zamanlarda ortaya çıkan ve kendilerine değişik adlar takan indie rock gruplarını hatırlattı. Onların da bu çabalarını takdir ediyorum ama malesef hiçbiri bir Barış Bıçakçı olamadı bu konuda.

Son Sözler

Biraz varoluşçu çizgiye yakınsanız, güzel de bir roman okumak istiyorsanız, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra’yı okumanızı tavsiye ederim. Barış Bıçakçı, kendine özgü anlatımıyla okuması rahat, ince ama doyurucu bir kitap sunmuş biz okurlara.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.