Abidin Ege – Harp Günlükleri | Çanakkale, Irak ve İran Cephelerinden

Geçmiş acı tatlı bir çok anıyı barındırıyor hafızalarımızda. Yaşanan çoğu şey unutulsa da geçmişi özlemle anmamızın asıl sebebi yüzümüzde tebessüm bırakan o birkaç mutlu an. En azından benim için öyle. Hep düşünmüşümdür neden zihnimde geleceğin parlak hayallerini kurmak yerine geçmişin ıssız koridorlarında yürüdüğümü. Cevabı basit aslında. İnsan her zaman bildiği, tanıdığı şeyi yanında ister. Gelecek hayalinin sadece hayal olduğundan korkar. Daha da kötüsü onun rüyada görülen bir düşten farkı olmadığının bilincine varır. Bu bir nevi başarısızlıktan da korkmaktır. Kolaya kaçmakla eşdeğerdir bu açıdan.

Gelecek yerine geçmişte yaşıyor olmam da kitap seçimlerimde önemli bir oynuyor gibi hissediyorum. Son zamanlarda doğrularıyla yanlışlarıyla başka insanların hayatlarını okumak ekstrem bir zevk veriyor. Geçilen yollar, aşılan engeller etkiliyor beni. İşte son zamanlardaki bu tutkum Harp Günlükleri’ne -oldukça kalın bir kitap olmasına rağmen- başlamam için bana doping oldu. İyi ki de olmuş.

Hayat işte böyle birkaç günlük gaflet zamanı, gaflet ve hayalden ibarettir.

Teğmen Abidin Ege


Harp Günlükleri

Ruhumda harp için derin bir arzu var. Akşam yine Maçka’ya askerlik yuvama geldim. Şimdi artık bütün varlığımla tam bir asker olmak istiyorum.

Abidin Ege günlüğünün ilk sayfalarında yukarıdaki alıntıya benzer cümlelerle karşılıyor bizi. Savaşın sonlarına doğru satır aralarından sıyrılıp günlüğün bütün sayfalarında yer edinen ve her geçen gün daha da büyüyen o tükenmişlik hissinden habersiz tatlı bir heyecan içinde. Okulunu yeni bitirmiş, ülkesi için bir şeyler yapmak isteyen tutkulu bir genç. O gençlik ateşini fazlasıyla hissettiriyor bizlere.

Abidin Ege İran

İşte hayatım belki böyle bir gün aniden ortaya çıkacak bir harp ile sönecek. Fakat bu hayatı ben düşmanlara pek pahalıya satacağım. Bunun için her gün ölüme hazırlanıp bu halde bekliyorum. Fakat birçok kimseler öldürmeyince ölmeyeceğim.

Harp Günlükleri Savaş


Bir Savaşın Tasviri

Her taraf şen ve herkes mesut. Sanki büyük bir harp bütün dünyayı sarsmıyormuş, Kafkas hudutlarından Mısır hudutlarına kanlı muharebeler meydana gelmiyormuş gibi herkes kayıtsız. İstanbul’un bu kayıtsız haline, halkın bu zevke düşkünlüğüne hayretle baktım. Düşündüm ki hakikaten İstanbul’da Türk ırkı pek acıklı bir ahlak geriliğine düşmüş, sefahat eğilimi gözlerini bir gaflet perdesiyle örtmüş ve kapatmış. Zaten ne vakit parka gitsem bu derin ve ebedi ümitsizlik beni sarar. Acı acı düşündürür.

Abidin Ege İstanbul’dan başlayıp Çanakkale, İran ve Irak’a kadar uzanan askerlik hayatında yaşadıklarını 4 yıl, 3 ay, 27 gün boyunca aralıksız bir gün dahi sektirmeden aktarıyor. O zorlu koşullarda yapılması çok güç olan -bana göre- bir başarı hikayesi. Cephede düşmanla nasıl çarpışıldığını, bazı taktiksel detayları, Osmanlı’nın ve 1. Dünya Savaşı’nın gidişatını, gittiği şehirlerde gezdiği yerler ve yörenin halkı hakkındaki düşünceleri dahil pek çok şey günlüğünde yer ediniyor. Harp Günlükleri bu açıdan çok istisnai bir kitap. Savaşın bu kadar içerisinden aktarılan başka bir eser var mıdır bilmiyorum.

Harp Günlükleri Sarıkamış

Öğleden sonra topçumuz düşman mevzilerine ateş baskını yaptı. Düşman siperleri altüst oluyor, insan cesetlerinin havaya savrulduğunu gözümüzle görüyorduk.

Abidin Ege’nin günlüklerini yayımlatmak gibi bir amacı olduğunu düşünmüyorum ama yazılan sayfaları ailesine miras bırakacağını ve günlüğü onlara hatıra olarak kalsın diye yazdığını sıklıkla belirtiyor. Bu yüzden savaşın yanı sıra oldukça kişisel meselelerden de bahsediyor. Vefat eden kardeşinin rüyalarına girmesi ve yaşadığı acı, ailesiyle sürekli mektuplaşması ve onları hep merak edip özlem duyması sürekli bahsettiği meseleler. Savaşın ilerleyen safhalarında sırtında taşıdığı manevi yükün ağırlaşmasıyla kişisel duygu ve düşüncelerini biraz daha açık bir şekilde dile getirmeye başlıyor. Bu da Abidin Ege’yi yakından tanımamız için bize olanak sağlıyor.

Harp Günlükleri Halep


Bir Meseleden Daha Fazlası

Yollarda en çok tesadüf edilen bir şey varsa o da Ermeni ölüleridir. Bunlar yolun sağında solunda daima göze çarpıyor. Kimisini köpekler parçalıyor. Kimisinin artık iskeleti kalmış. Bir kısmı da biraz toprakla örtülmüş, kokusu dışarıya vuruyor. Yolun iki cihetinde her birkaç yüz metrede bir kazılmış büyük çukurlara tesadüf olunuyor. Bunlar Ermeni ölülerini doldurmak için hazırlanmış mezarlardır. Bu ölüleri buralara atıp üzerlerini biraz toprakla kapıyorlar. Raco’da Ermeni ölülerinden yapılmış oldukça büyük bir kabristan gördüm. Yollarda sefil bir halde göçebe halinde yaşayan ve birkaç kuruşa tren hattında kadın erkek çalışan Ermenilere de tesadüf ettim.

Fakat her şey bir yana, beni kelimenin tam anlamıyla dehşete düşüren kısım yukarıdaki alıntıyı okuduğum sırada oldu. Ne kadar inkar edilirse edilsin olayın birinci elden şahidinin kaleminden çıkan bu yazı, Ermenilere ne kadar büyük bir zulüm yapıldığının kanıtıdır. Katliam mı, soykırım mı veya başka bir şey mi bunun kesin olarak yargısına varmak benim boyumu aşar. Ama görmezden gelinemeyecek kadar büyük bir olay olduğu su götürmez bir gerçek. Geçenlerde okuduğum Takuhi Tovmasyan‘ın Sofranız Şen Olsun kitabında da tehcirle ilgili kısa ama acı dolu insan hikayeleri vardı. Onu okurken de aklıma Harp Günlükleri’ndeki bu satırlar geldi. Ufkumu biraz daha genişletebilmek adına ilerleyen günlerde konu hakkında biraz daha okuma yapacağım.

Arapların bu pisliğine hayret ediyorum. O kadar pis ki insan iğreniyor. Hastalık, tifo humması, baştan başa bunları yatağa sermiş.

Abidin-Ege-Harp-Günlükleri-arka-kapak


Son Söz

Harp Günlükleri’ni, Abidin Ege’yi ve hatta Abidin Ege’nin çocuklarının ülkemize ve dünyaya yaptığı katkıları burada sabahtan akşama kadar anlatsam yine az kalır. Dönemin koşullarını daha iyi anlamak, bir aydının gözünden savaşı görmek ve belki de en önemlisi ne kadar zor koşullardan çıkarak bugünlere gelindiğinin kanıtıdır bu kitap. Biraz uzun ve okuması zahmetli olsa da kesinlikle ama kesinlikle okunması gerektiğini düşünüyorum.

Ah benim yaralı ve ağlayan ruhum! Seni hiç kimse anlayamayacak. Sen kendi matem gözyaşınla boğulup kalacaksın.

Şimdi aklıma geldi de, belki yarına bakmak için önce dünü bilmek gerekiyordur. Kim bilir…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.